Selçuklu Hukuk Bürosu https://www.selcukluhukuk.com/ Selçuklu Hukuk Bürosu Mon, 10 Mar 2025 12:59:07 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.7.2 https://www.selcukluhukuk.com/wp-content/uploads/2022/10/cropped-pngturkuaz-32x32.png Selçuklu Hukuk Bürosu https://www.selcukluhukuk.com/ 32 32 ARAÇ DEĞER KAYBI İÇİN ARADILAR https://www.selcukluhukuk.com/arac-deger-kaybi-icin-aradilar/ Mon, 10 Mar 2025 12:59:07 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2797 Araç Değer Kaybı İçin Aradılar ? Kaza yapan kişiler son dönemde, araç değer kaybı için aranmaya başlamıştır. Ancak araç değer kaybını ödemek için kimse kazazedeyi aramaz hatta sigorta şirketleri hiç aramaz. Arayanlar komisyon karşılığı çalışan aracı kişiler veya dolandırıcılardır. Araç değer kaybı için arayan bu kişiler, çoğu zaman kendilerini sigorta firmasının veya eksper firmasının çalışanı [...]

The post ARAÇ DEĞER KAYBI İÇİN ARADILAR appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
arac-deger-kaybi

Araç Değer Kaybı İçin Aradılar ?

Kaza yapan kişiler son dönemde, araç değer kaybı için aranmaya başlamıştır. Ancak araç değer kaybını ödemek için kimse kazazedeyi aramaz hatta sigorta şirketleri hiç aramaz. Arayanlar komisyon karşılığı çalışan aracı kişiler veya dolandırıcılardır. Araç değer kaybı için arayan bu kişiler, çoğu zaman kendilerini sigorta firmasının veya eksper firmasının çalışanı gibi tanıtmaktadır. Araç değer kaybı için sizi sigorta şirketi veya eksper aramaz.

Kazazedeyi ikna edebilmek için “ size ….-TL ödeme yapacağız, bu kadar zararınız var” gibi gerçekliği olmayan vaatlerde bulunarak kişileri manipüle etmeye çalıştıklarına şahit olmaktayız. Ancak bu söylemleri doğru olmadığı gibi çoğu zaman mağdur kişinin mağduriyetinin daha da artmasına sebep olmaktadır.

Arayan bu kişiler bazen doğrudan bazen dolaylı olarak kazazedeyi dolandırmaktadır. Bu kişilere kanıp vekaletname çıkartıldıktan sonra süreçle ilgili bilgi almak istediğinizde veya dosyada para tahsil edilip edilmediğini öğrenmek istediğinizde çoğu zaman muhatap bulmanız mümkün olmuyor. Bu ise kazazedenin ikinci kez mağdur olmasına neden olmaktadır.

Araç Değer Kaybı Nedir?

Araç değer kaybı, bir trafik kazası sonrasında aracın piyasadaki değerinin düşmesi durumudur. Hasar kaydı olan araçlar, tamir edilmiş olsalar dahi aynı fiyata satılamazlar. Yani değer kaybı zararı, motorlu aracın kazadan önceki hasarsız ikinci el piyasa değeri ile kaza sonra ikinci el değeri arasındaki farktır. Bu konudaki detaylı yazımıza ve değer kaybı hesaplama formumuza buradan ulaşabilirsiniz.

Araç Değer Kaybı Dolandırıcılığı

Son yıllarda araç değer kaybı tazminatlarıyla ilgili dolandırıcılık vakaları artmıştır. Bu dolandırıcılıklar genelde sahte eksper raporları hazırlamak, haksız yere sigorta şirketlerinden ödeme talep etmek veya mağdur kişilere aracılık vaadiyle paralarını almak, yahut normal bir hakkın alınarak hak sahibine teslim edilmemesi şeklinde gerçekleşir. Bu sebeple güvenilir kimselerle çalışılması, mümkünse işinizi yapacak avukat ile doğrudan görüşülmesini tavsiye ederiz.

Araç Değer Kaybı İçin Sigorta Şirketi Arar Mı?

Sigorta şirketleri, araç değer kaybı için mağduru aramaz. Çünkü sigorta firması, kazazedeyi kendine yönelterek para ödemek istemez yani kendini zarar sokmak istemez.

Bu süreç, hasar gören tarafın başvurusu ile başlar. Zarar gören taraf, sigorta şirketine başvurarak değer kaybı talebinde bulunabilir.

Araç Değer Kaybı İçin Eksper Firması Arar Mı?

Eksper firmaları değer kaybı zararı için doğrudan araç sahiplerini aramazlar. Ayrıca kanun gereği eksperlerin bu şekilde hareket etmesi yasaktır.

Araç Değer Kaybını Sigorta Şirketi Öder Mi?

Evet, araç değer kaybı talepleri sigorta şirketleri tarafından karşılanabilir. Fakat bu ödeme, yalnızca kusurlu tarafın zorunlu trafik sigortasınca yapılır.

Örneğin, kazada %100 kusurlu olan tarafın sigortası, zarar gören aracın değer kaybını öder.

Avukat Olmadan Araç Değer Kaybı Alınır Mı?

Araç değer kaybı tazminatı almak için bir avukatla çalışmak zorunlu değildir. Ancak hukuki süreçlerin karmaşık olması nedeniyle bir avukat yardımı almak süreci kolaylaştırabilir ve hak kaybını önleyebilir.

Değer Kaybı Kişiden Alınır Mı?

Evet, araç değer kaybı,  kusurlu olan araç sürücüsü veya araç sahibinden de  talep edilebilir.

Araç Değer Kaybı İçin Avukata Vekalet Verilir Mi?

Evet, araç değer kaybı taleplerini takip etmek üzere bir avukata vekalet verebilirsiniz. Bu vekaletname, avukatın hukuki süreçleri sizin adınıza yürütmesine olanak tanır ve işlerinizi kolaylaştırır.

Araç değer kaybı ile ilgili bilinmesi gereken diğer önemli noktalar şunlardır:

  1. Zaman Aşımı Süresi

Türk Hukuku’na göre, araç değer kaybı taleplerinde zamanaşımı süresi iki yıldır. Ancak, zararın ve sorumlu kişinin öğrenilmesinden itibaren başlayan bu süre, her halükârda on yıllık genel zamanaşımı ile sınırlıdır.

  1. Değer Kaybı Hesaplaması

Araç değer kaybı, aracın marka, model, yaş, kilometre gibi özelliklerine göre hesaplanır. Hasarın büyüklüğü ve aracın piyasadaki rayiç değeri de bu hesaplamada önem taşır. Araç değer kaybı zararı hesaplama için buraya tıklayıp formu doldurarak doğru bilgiye ulaşabilirsiniz.

  1. Kusur Oranı

Araç değer kaybı taleplerinde, kazada kusurlu olan tarafın kusur oranı dikkate alınır. Eğer kazada sizin kusur oranınız %100 değilse, kusur oranınıza düşen kısmı talep edebilirsiniz.

  1. Belge ve Süreç Yönetimi

Değer kaybı talebi için şu belgeler gereklidir:

Kaza tespit tutanağı

Araç hasar fotoğrafları

Tamir faturaları

Eksper raporu

Genel olarak bu belgelerle sigorta şirketine başvurarak süreci başlatabilirsiniz.

The post ARAÇ DEĞER KAYBI İÇİN ARADILAR appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
TOYOTA COROLLA DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA https://www.selcukluhukuk.com/toyota-corolla-deger-kaybi-zarari-nasil-hesaplanir/ Mon, 03 Mar 2025 06:37:01 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2774 Toyota Corolla Değer Kaybı Zararı Toyota Corolla, dünya genelinde en çok satan otomobil modellerinden biri olarak bilinir. Güvenilirliği, yakıt ekonomisi ve uygun fiyatıyla dikkat çeken Corolla, özellikle aileler ve günlük kullanıcılar için ideal bir seçenektir. Ancak, her araç gibi Corolla da zaman içinde değer kaybına uğrar. Bu yazıda, Corolla’nın kaza sonrası oluşan değer kaybı zararından [...]

The post TOYOTA COROLLA DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Toyota Corolla Değer Kaybı Zararı

Toyota Corolla, dünya genelinde en çok satan otomobil modellerinden biri olarak bilinir. Güvenilirliği, yakıt ekonomisi ve uygun fiyatıyla dikkat çeken Corolla, özellikle aileler ve günlük kullanıcılar için ideal bir seçenektir. Ancak, her araç gibi Corolla da zaman içinde değer kaybına uğrar. Bu yazıda, Corolla’nın kaza sonrası oluşan değer kaybı zararından bahsedeceğiz.

Toyota Corolla’nın Tarihsel Gelişimi

Toyota Corolla, ilk kez 1966 yılında piyasaya sürüldü. O günden bu yana geçen 50 yılı aşkın sürede, Corolla dünya genelinde 50 milyondan fazla satış rakamına ulaşarak otomotiv tarihinin en başarılı modellerinden biri haline geldi. Corolla, her nesilde yenilikçi teknolojiler ve tasarım öğeleri ekleyerek kendini sürekli geliştirdi. Özellikle 1990’lardan itibaren Avrupa pazarında da büyük bir popülerlik kazanan Corolla, hem sedan hem de hatchback versiyonlarıyla kullanıcıların beğenisini topladı.

Corolla’nın en dikkat çeken özelliklerinden biri, dayanıklılığı ve düşük bakım maliyetleridir. Bu özellikler, modelin ikinci el piyasasında da değerini korumasını sağlar. Ancak ortaya çıkan kazalar Corolla’nın değer kaybına uğramasına neden olacaktır.

Toyota Corolla Motor Seçenekleri

Toyota Corolla, tarihi boyunca farklı motor seçenekleriyle kullanıcıların beğenisine sunuldu. İşte Corolla’nın en popüler motor seçenekleri:

  • 1.4 D-4D: Dizel motor seçeneği olan 1.4 D-4D, özellikle uzun yol kullanıcıları için idealdir. Düşük yakıt tüketimi ve yüksek tork değerleriyle dikkat çeker.
  • 1.3 Benzinli: Şehir içi kullanım için uygun olan 1.3 benzinli motor, düşük yakıt tüketimi ve sessiz çalışmasıyla öne çıkar.
  • 1.33 Benzinli: 1.3 motorun geliştirilmiş versiyonu olan 1.33, daha yüksek performans ve verimlilik sunar.
  • 1.5 Benzinli: Hem şehir içi hem de şehirlerarası kullanım için uygun olan 1.5 benzinli motor, dengeli bir performans sunar.
  • 1.6 Benzinli: Daha yüksek performans isteyen kullanıcılar için tercih edilen 1.6 benzinli motor, hem dinamik sürüş hem de yakıt verimliliği sunar.
  • 1.8 Hybrid: Çevre dostu bir seçenek olan 1.8 Hybrid, hem benzin hem de elektrik motorunun kombinasyonuyla çalışır. Düşük yakıt tüketimi ve düşük emisyon değerleriyle öne çıkar.

Değer Kaybı Zararı Nedir?

Değer kaybı zararı hesaplaması, motorlu aracın kazadan önceki hasarsız ikinci el piyasa değeri ile kaza sonrası ikinci el değeri arasındaki farka göre yapılır. Bir araç ne kadar iyi onarılmış olursa olsun, kazadan önceki haline getirilemez. Kazaya uğrayan araç tamamen onarılmış olsa bile, hasarın izlerini taşır. Bu sebeple kazaya karışan Corolla, hasar görmemiş muadil araçtan daha az değerli olacaktır.

Örneğin, kazaya karışıp hasarlanmış bir Corolla, çok iyi onarılmış, parçaları yenilenmiş olsa dahi, satılmak istendiğinde, aracın kaza geçirdiğini öğrenen alıcı istenen parayı vermeyecek; daha düşük bedelle satın almak isteyecek veya almaktan vazgeçecektir. Alıcının bu şekilde davranmasının haklı nedenleri olabileceği tamamen duyuma dayalı bilgiler nedeniyle de olabilir. Ancak her halükarda kaza geçiren Toyota Corolla değer kaybına uğramış ve kazasız haline göre daha düşük bir bedelle satılmış olacaktır.

Toyota Corolla Değer Kaybı Zararı Hesaplama?

İşte bu nedenlerle kaza yapan Corolla ile hasarsız muadilinin ikinci el satışındaki fiyatları tespit edilmeli ve araç sahibinin zararı giderilmelidir.

Değer kaybı zarar hesaplaması yapılırken; aracın marka ve modeli, yılı, kilometresi, hasar alan bölgeler ve hasar kaydı dikkate alınır. Aracın kaza tarihindeki kazasız ve kazalı muadillerinin piyasa fiyatları belirlenmeye çalışılır. Kaza tarihindeki piyasa fiyatı, yetkili araç satıcılarının beyan ettikleri fiyatlar ile ikinci el araç alım satım sitelerinde yayımlanan fiyatlar dikkate alınarak belirlenmeye çalışılır.

Kaza tarihindeki aracın kazasız fiyatı belirlendikten sonra aynı yöntemle benzer kazalı araçların fiyatları belirlenir ve ortalama kazalı-kazasız araçların fiyat farkı tespit edilir.

Ülkemizde yaşanan hızlı fiyat artışları nedeniyle kaza tarihindeki araç fiyatlarına ulaşmak her zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda kazaya karışan Corolla’nın güncel kasko rayiç değeri ve kaza tarihindeki kasko rayiç değerleri dikkate alınarak kaza tarihinde zarar miktarı tespit edilir.

Toyota Corolla Ne Kadar Değer Kaybı Tazminatı Alınabilir?

İkinci el araç fiyatlarındaki artış dolayısıyla değer kaybı tazminatları da yükselme göstermektedir. Kazanın boyutuna göre zarar miktarı farklılık göstermektedir. Bu sebeple bir rakam belirtmek yerine her araç ve kazanın durumuna göre ayrı ayrı değerlendirme yapılması daha doğru olacaktır.

Toyota Corolla Değer Kaybı Zararı Hangi Şartlarda Alınabilir?

Corolla değer kaybı zararının talep edilebilmesi için öncelikle birden fazla aracın kaza yapmış olması ve tazminat talep edecek araç sürücüsünün tamamen kusurlu olmaması gerekiyor. Yani karşı taraf sürücüsünün az da olsa kusurlu kabul edilmesi gerekiyor. Bununla birlikte aracınızın pert olarak kabul edilmemesi gerekiyor. Pert araçlar için değer kaybı tazminatı talep edilememektedir. Ancak şartları oluşmuşsa mahrumiyet zararı talep edilebilir.

Toyota Corolla Değer Kaybı Zararı Kimden Nasıl Alınır?

Corolla değer kaybı zararı; kusurlu aracın sahibi, sürücüsü, trafik sigortasını düzenleyen sigorta firmasından ve varsa kasko poliçesi veya ihtiyari mali mesuliyet sigortası düzenleyen sigorta firmasından talep edilebilir.

Zararın nasıl talep edilebileceği sorusunu sigorta firmaları ve diğer sorumlular açısından ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor.

Sigorta firmalarından zararın alınabilmesi için Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca sigorta firmasına başvuru yapılarak 15 gün içinde zararın ödenmesi beklenir. Sigorta firmasının ödeme yapmaması üzerine yasal yollara başvuru yapılarak zararın tazmini yoluna gidilir.

Araç sahibi ve sürücü hakkında herhangi bir başvuru şartı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu kişilere karşı doğrudan yasal yollara başvuru yapılarak zararın tazmini sağlanabilir.

Toyota Corolla Değer Kaybı Tazminatı Ne Kadar Sürede Alınır?

Değer kaybı tazminatının ne kadar sürede alınacağı kazanın durumuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu sürenin değişiklik göstermesinde; hasar dosyasının kapanıp kapanmaması, evrakların teminin ne kadar sürede yapıldığı, yargılama için genel mahkeme mi yoksa tahkim yolunun mu seçileceği, mahkemenin ve tahkimin iş yükü gibi faktörler etkilidir. Ancak ortalama 6 aylık süre için tüm sürecin bitirilebilmesi mümkündür.

Araç Değer Kaybı Hesaplama Formu

Araç değer kaybı zararını hesaplamak için bu yazımızda yer alan formu doldurabilirsiniz.

 Değer Kaybı Tazminatından Başka Tazminat Alınabilir mi?

Trafik kazası dolayısıyla kazanın durumuna göre birden fazla tazminat alınabilmektedir. Maddi hasarlı kazalarda değer kaybı zararı, aracın tamirde kaldığı süre için araç mahrumiyet zararı ve ticari araçlar için kazanç kaybı zararı talep edilebilmektedir. Değer kaybı zararı hesaplama ve araç mahrumiyet zararlarına ilişkin yazımıza buradan okuyabilirsiniz.

Ölümlü veya yaralanmalı kazalarda ise, kaza zedeler bedensel bütünlüğün bozulması ya da hak sahiplerince ölenin desteğinden yoksun kalmaları nedenine bağlı maddi ve manevi tazminat davaları açabilmektedir. Bu konudaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

 

The post TOYOTA COROLLA DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
Varlık Yönetim Şirketine Devredilen Borç Ne Zaman Silinir? https://www.selcukluhukuk.com/varlik-yonetim-sirketine-devredilen-borc-ne-zaman-silinir/ Mon, 24 Feb 2025 10:17:40 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2764 Varlık Yönetim Şirketine Devredilen Borç Ne Zaman Silinir? Varlık yönetim şirketine devredilen borçların silinmesi, genellikle borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesine veya alacaklı şirketin yasal yollardan vazgeçmesine bağlıdır. Ancak, İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi gereği, bir borcun zamanaşımına uğraması durumunda tahsil hakkı sona erer. Bu durumda borç fiilen silinmiş sayılabilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 39. [...]

The post Varlık Yönetim Şirketine Devredilen Borç Ne Zaman Silinir? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Varlık Yönetim Şirketine Devredilen Borç Ne Zaman Silinir?

Varlık yönetim şirketine devredilen borçların silinmesi, genellikle borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmesine veya alacaklı şirketin yasal yollardan vazgeçmesine bağlıdır. Ancak, İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi gereği, bir borcun zamanaşımına uğraması durumunda tahsil hakkı sona erer. Bu durumda borç fiilen silinmiş sayılabilir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi, borcun zamanaşımı süresini ve bu sürenin dolması halinde borcun silinmesini düzenler.

Banka İcra Dosyası Ne Zaman Varlık Şirketine Devredilir?

Banka alacakları, genellikle borcun ödenmemesi ve yasal takip süresinin dolmasının ardından varlık yönetim şirketlerine devredilir. Bu devir, genelde borcun tahsil edilemeyeceğine kanaat getirilen durumlarda, bankaların zarara karşı önlem alınması amacıyla gerçekleşir. Ancak, alacağın devri sırasında borçluya bildirim yapılması gerektiğine dair bir düzenleme 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda yer almamaktadır. Bu durum, uygulamada alacak devri sırasında borçlunun bilgilendirilmesinde eksikliklere yol açabilmektedir.

İcra Dosyalarında Zamanaşımı Nedir?

İcra dosyalarında zamanaşımı süresi, borcun türüne göre değişiklik gösterir. Örneğin, adi alacaklarda bu süre 10 yıl iken, kambiyo senetlerinde 3 yıldır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili maddelerinde, zamanaşımı süresinin borçluya yapılan her türlü takip işlemiyle kesileceği yani sürelerin her işlemle tekrar başlayacağı belirtilmiştir. Örneğin icra takibiyle ilgili 9 yıl boyunca işlem yapılmadı. 9 yıl sonra maaş haczi uygulandı. Artık bu dosyanın zamanaşımına uğraması için tekrar 10 yıl gereklidir.

Adi Alacaklarda Takipsizlik

Adi alacaklar, genelde senetsiz ve sözleşmeye dayalı borçları kapsar. Adi alacaklarda takipsizlik nedeniyle zamanaşımı süresi 10 yıl olarak belirlenmiştir. Alacaklı 10 yıl boyunca hiçbir işlem yapmazsa takip düşer. Ancak, borçlunun ödeme taahhüdü vermesi veya takip işlemini kabul etmesi durumunda bu süre yeniden başlar.

Senetlerde Takipsizlik

Kıymetli evrak, özellikle bono veya çek gibi senetlerde takip süreci farklı işlemektedir. Senetler için zamanaşımı süresi 3 yıldır (Türk Ticaret Kanunu gereğince). Ancak, senede dayalı takipte takipsizlik yaşanırsa, alacaklı bu süre içinde işlem yapmadığında takip düşebilir.

Zamanaşımı Süresinin Kesilmesi

İcra ve İflas Kanunu’nun 39. maddesi gereğince zamanaşımı, takipte yapılan her işlemle kesilir ve süre yeniden başlar. Örneğin:

  • Haciz talebi,
  • Borçluya ödeme emri gönderilmesi,
  • Alacaklı tarafından satış talebinde bulunulması.

Bu tür işlemlerle alacaklı zamanaşımını kesebilir ve süreci uzatabilir.

 

Yargıtay Kararları ile Örnekler

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2017/4389 E. ve 2017/6542 K.: Takipsiz bırakılan icra takiplerinde alacaklı, zamanaşımı süresi dolduğunda icra takibine devam edemez. Bu durum alacaklının takip işlemine başlaması gerektiğini ortaya koyar.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2019/2458 E. ve 2019/3210 K.: Senetle yapılan takiplerde takipsizlik yaşanması hâlinde, borçlunun hiçbir işlem görmemesi durumunda dosyanın düşmesi gerektiği vurgulanmıştır.

 

İcra Dosyası Nasıl Kapanır?

İcra dosyasının kapanması için:

  1. Borcun tamamen ödenmesi gerekir.
  2. Ödeme yapıldıktan sonra alacaklı tarafın tahsil harcını ödeyip dosyanın kapatılması için talepte bulunması gerekir.
  3. Borçlunun, ilgili İcra Dairesi’ne veya duruma göre İcra Mahkemesine giderek dosyanın zamanaşımı sebebiyle kapatılmasını talep etmesi de mümkün olabilir.

 

İcra Dosyası Kendiliğinden Kapanır Mı?

İcra dosyası kendiliğinden kapanmaz. Ancak takipsiz bırakılan icra dosyaları İcra Müdürü tarafından yapılan yıllık kontrollerde takipsizlik kararı alınarak arşive gönderilebilir. Arşive gönderilen dosya tamamen kapanmış sayılamaz. Alacaklı isterse bu dosyayı yeniden açtırabilir. Borcun tamamen ödenmesi ya da zamanaşımı süresinin dolması farklıdır. Ödeme veya zamanaşımı durumlarında  taraflardan birinin talebi üzerine dosya kapatılabilir. Bu durumda alacaklı yeniden dosyayı açtıramaz.

 

Borcu Ödenen İcra Dosyası Nasıl Kapanır?

Borç tamamen ödendiğinde, alacaklı taraf tahsil harcını ödeyerek icra dosyasını kapatma talebinde bulunur. Alacaklı bu talebi yerine getirmezse, borçlu İcra Dairesi’ne şikayette bulunabilir.
Eğer borç icra dairesine ödendi ise icra dairesi yatırılan para içerisinden harçları alır ve dosyanın kapanışını yapar. Ancak unutulmamalıdır ki borç ödense bile haciz kaldırma işlemleri için icra dairesinden ayrıca talepte bulunmak ve gerekli masrafları gereklidir.

 

Kapanan İcra Dosyası Tekrar Açılır Mı?

Kapanan bir icra dosyası, aynı borç için tekrar açılamaz. Ancak hukuki hatalar veya yolsuz takip iddiaları gibi durumlar, dosyanın yeniden gözden geçirilmesine neden olabilir. İcra takibinin düşmesi veya benzer şekilde geçici olarak arşive gönderilme işlemleri ile dosyanın kapanmasını karıştırmamak gerekir. Geçici olarak kapanan dosyalar, diğer başlıklarda açıklandığı şekilde yeniden açılabilir.

 

İcra Dosyası Ne Zaman Düşer ve Nereden Öğrenebiliriz?

Bir icra dosyasının düşüp düşmediği, e-Devlet sistemi veya İcra Dairesi’nden sorgulanabilir. Ayrıca UYAP sistemi, dosyanın son durumu hakkında bilgi verir. E-Devlet sisteminden Uyap Vatandaş Portal sayfasına girilir, bu ekrandan dosya sorgulama işlemi yapılır. İcra dosyalarını gösterme seçeneği seçilir ve çıkan tabloda dosyaların son durumu hakkında bilgi alınabilir.

 

İcra Borcu Kaç Yıl Sonra Silinir?

İcra borçları, zamanaşımı süresinin dolmasıyla birlikte silinir. 10 yıllık genel zamanaşımı süresi sonunda borç tahsil edilemez hale gelir. Eğer icra takibi senet veya çek ile başlatılmışsa 3 yıl sonra zamanaşımına uğrar.

 

Eski İcra Dosyası Nasıl Kapatılır?

Eski bir icra dosyasının kapatılması için, dosya borcu ödenmeli veya zamanaşımı iddiasında bulunularak ilgili İcra Dairesi’nden talepte bulunulmalıdır. Bunun için icra dairesine veya duruma göre İcra Mahkemesine dilekçe verilmesi gereklidir.

 

10 Yıllık İcra Dosyası Düşer Mi?

Hayır icra dosyası 10 yıl sonunda kendiliğinden düşmez. İcra dosyasında işlem yapılmaya devam edildiği sürece yapılan her işlem 10 yıllık zamanaşımı süresini baştan başlatır. Hiçbir işlem yapılmaksızın 10 yılı doldurmuş bir icra dosyası, zamanaşımı nedeniyle düşebilir. Ancak bu süre, takip işlemlerinin kesintiye uğratılması halinde uzayabilir. Zamanaşımı konusunda diğer başlıkların dikkatli okunması gereklidir.

The post Varlık Yönetim Şirketine Devredilen Borç Ne Zaman Silinir? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
MEMURİYETTEN ÇIKARMA (MEMURİYETTEN ATILMA) CEZASI https://www.selcukluhukuk.com/memuriyetten-cikarma-memuriyetten-atilma-cezasi/ Fri, 21 Feb 2025 07:11:45 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2759 Memuriyetten Atılma (Çıkarılma) Cezası Nedir? Memuriyetten atılma, bir kamu görevlisinin, idarenin disiplin sürecinin sonunda hakkında verilen bir disiplin cezasıdır. 657 sayılı Kanun’un md. 125 hükmünde bu cezanın adı Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası olarak düzenlenmiştir. Bir kamu görevlisi hakkında memuriyetten çıkarılma cezasının verilmesi durumunda, bu kişinin kurumu ile ilişiği kesilir. Artık başka bir kamu görevinde istihdam [...]

The post MEMURİYETTEN ÇIKARMA (MEMURİYETTEN ATILMA) CEZASI appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Memuriyetten Atılma (Çıkarılma) Cezası Nedir?

Memuriyetten atılma, bir kamu görevlisinin, idarenin disiplin sürecinin sonunda hakkında verilen bir disiplin cezasıdır.

657 sayılı Kanun’un md. 125 hükmünde bu cezanın adı Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası olarak düzenlenmiştir.

Bir kamu görevlisi hakkında memuriyetten çıkarılma cezasının verilmesi durumunda, bu kişinin kurumu ile ilişiği kesilir.

Artık başka bir kamu görevinde istihdam edilemez.

Memurluktan Çıkarma Cezası (Devlet Memurluğundan Atılma Cezası) Gerektiren Durumlar Nelerdir?

Memuriyetten çıkarma cezasını gerektiren suç ve eylem tipleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun md. 125 hükmünde sıralanmıştır. Bunlar şu şekildedir:

  1. a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,
  2. b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  3. c) Siyasi partiye girmek,
  4. d) Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  5. e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  6. f)  Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  7. g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  8. h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

  1. j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  2. k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  3. l) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

Memurun Özel Hayatı Nedeniyle Meslekten Çıkarılmasına Karar Verilebilir mi?

Kural olarak memurun özel hayatındaki tavır ve davranışları onun hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesi için yeterli değildir. Bunun için, ilgili hayat tarzının kamu görevinin ifası üzerinde olumsuz bir etkisinin olması gerekmektedir. Aksi durumda, bu yönde verilecek bir disiplin cezasının iptal edilmesi söz konusu olacaktır. Örneğin: (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2018/2236, K. 2019/3666, K.T: 11.09.2019)

“Dava konusu Yargıtay Yönetim Kurulunun 15/03/2013 tarih ve 92 sayılı kararının, davacının kınama cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin kısmına yönelik olarak Anayasa Mahkemesinin 18/07/2019 tarih, Başvuru No:2016/7091 sayılı kararında; “…başvurucunun evli olduğunu bildiği kişiyle ilişkisini iş ortamına yansıtarak alenileştirdiği ve özel hayatına ilişkin konuları meslek hayatına olumsuz şekilde yansıttığı, diğer bir ifade ile kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesine engel olduğu yönünde herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Bu hususun aksini gösterir bir bilgi idari veya yargısal sürece de yansımamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesince farklı yönde değerlendirme yapılmasını gerektiren bir durum söz konusu değildir. Bu durumda başvurucunun evli bir kişiyle ilişki yaşaması şeklindeki özel hayatına dair eylemlerinin disiplin soruşturması sonucu kınama cezası ile cezalandırılmasının ve memuriyetten çıkarılmasının temelini oluşturduğu, başka bir deyişle başvurucunun kınama cezası ile cezalandırılmasında özel hayatı kapsamındaki davranışlarının belirleyici olduğu görülmektedir. Böyle bir müdahale olduğunda derece mahkemelerinin gerekçelerinin bireyin özel hayatına müdahaleyi haklı kılacak yeterlilikte olması zaruridir. Oysa Mahkemece söz konusu eylem ve davranışların başvurucunun mesleki hayatı -aday memur olarak görev yaptığı kurum- üzerindeki olumsuz etkileri ve riskleri ikna edici gerekçelerle açıklanmamıştır. Dolayısıyla inceleme konusu soruşturma ve yargılama kapsamında başvurucunun eylemlerinin mesleğine bir etkisinin bulunduğunun ortaya konulamadığı değerlendirilmektedir.” denilerek, davacının Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden karar bozulmuştur.”

Memuriyete Engel Suçlar Ve Cezalar Nelerdir?

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun md. 48 hükmünde bir kamu görevlisi olmak için aranan şartlar sayılmıştır. Bunlar arasında şu hüküm yer almaktadır:

“Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.”

Buna göre şu durumlar memuriyete engeldir:

  • Asgari 1 Yıl Hapis Cezasına Hükmedilmiş Olması (HAGB hariç)
  • Affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûmiyet

Suçun İnfazı Sürecinde Devlet Memurluğu Yapma Yasağı Var mı?

TCK md. 53 hükmüne göre, kasten işlenen bir suçtan dolayı verilen hapis cezasının infazı sürecinde mahkeme, kamu haklarının kullanımından mahrum bırakmaktadır. Buna göre, bu kamu hakları arasında şunlar yer almaktadır:

  1. a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
  2. b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle uygulanmamaktadır.1),
  3. c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
  4. d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
  5. e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,

Yoksun bırakılır.

Dolayısıyla, cezanın infazı sürecinin doğal bir sonucu olarak, mahkûm, memuriyet yapamaz.

Bazı suçlar bakımından kısa süreli hapis cezası verilebilir. BU ceza ertelenebilir. TCK md. 53/4 hükmüne göre Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Dolayısıyla alınan 1 yıl veya daha az süreli hapis cezasının ertelenmesi durumunda kişinin memuriyetine engel bir durum söz konusu olmayacaktır.

Taksirli Suç Nedeniyle Memurun Görevden Uzaklaştırılması Ve Görevine İadesi

Yukarıda görüldüğü üzere, kamu görevinden mahrum bırakma, kasten işlenen suçlar bakımından geçerlidir. Buna karşın, taksirle işlenen suçlar bakımından kanun koyucu bir engel öngörmemiştir. Taksirden kasıt ise taksir ve bilinçli taksir ile işlenen suçlardır.

Buradaki istisna şudur ki, TCK md. 53/6 hükmüne göre, Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

Memur Hakkında Görülmekte Olan Ceza Davasının Sonucu Beklenmeli Midir?

657 sayılı Kanun’a göre kişi hakkında, işlediği iddia edilen fiil dolayısıyla yürütülen disiplin süreci bakımından, ceza davasının sonuçlanmasının beklenmesi zorunlu değildir. Zira idari süreç ve adli süreç birbirinden farklıdır. Buna karşın, eğer disiplin kurulunun olayı değerlendirebilmesi için, memurun eyleminin kusur durumunu tespit etmesi gerekiyor ve bunun için de yargı kararının kesinleşmesi gerekli ise, bu durumda yargı kararının kesinleşmesi beklenmelidir.

Zira, Danıştay’a göre: (Danıştay 12. Dairesi, E. 2021/5245, K. 2023-545 Karar Tarihi:14.02.2023

Bir memura isnat olunan disiplin cezasına konu fiillerin, Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılmasının gerekli olması durumunda, disiplin cezası hakkında karar verilmesi için mevcut deliller yeterli görülmeyerek ceza mahkemesi kararına ihtiyaç duyulduğu kanaati hasıl olmuş ise, disiplin cezasına konu fiilin hukuki denetiminden önce ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu olayda; disiplin cezasına konu fiillerin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında da suç olması nedeniyle, davacının Çocuğun cinsel istismarı(Teşebbüs) suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı (4 yıl, 8 ay, 7 gün) mahkumiyet kararının, … Ceza Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile bozulduğu; bozma kararı üzerine, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davacının üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf yoluna başvurulmaksızın 05/04/2022 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Bu durumda; davacının disiplin cezasına konu eylemlerinin karşılığında verilen disiplin cezası irdelenirken, ceza hukuku yönüyle suç tipinin hukuki nitelendirmesini yapacak olan Ağır Ceza Mahkemesinin kararının göz önünde bulundurulması önem arz ettiğinden, ceza yargılaması sonucu beklenilmeksizin karara bağlanmış olan uyuşmazlık hakkında, sözü edilen beraat kararı da değerlendirilmek suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış olup, İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi

Hapis cezasının ertelenmesi, mahkeme kararıyla sanık hakkında hapis cezasına hükmedilmesi fakat bu cezanın infazının ertelenmesidir. Ertelenecek süre dolduğunda, hapis cezası infaz edilmiş sayılır.

Dolayısıyla kural olarak kişi hapis cezası almış ve bu hapis cezası infaz edilmiştir. O halde, kişiye, bu hapis cezası infaz edilmiş gibi muamele edilir. Dolayısıyla kasten işlenen suçlardan dolayı bir yıl ve üzeri hapis cezası alan ya da affa uğrasa bile 657 s. Kanun md. 48’de yer alan suçlardan birinden mahkûmiyet alanın cezası ertelenmiş olsa bile bu durum memuriyete engeldir.

Fakat, TCK md. 53/4’e göre Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Memur Hakkında Ceza Mahkemesi Tarafından Beraat Kararı Verilmesi

Disiplin Kurulu, dosyadaki eylemleri bağımsız şekilde değerlendirebilir ve memurun ilgili eylemlerini 657 sayılı Kanun kapsamında değerlendirdikten sonra Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası verebilir. Bu durum ceza mahkemesinin verdiği beraat kararı bakımından da geçerlidir. Şöyle ki;

Beraat kararı, sanığın,;

  1. Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
  2. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
  3. Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
  4. Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
  5. Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması hallerinde beraat kararı verilecektir

Bunlardan 1., 2. ve 3. Kriter bakımından disiplin kurulu memuriyetten çıkarma cezası veremez. Zira eylemin memur tarafından işlenmediği açıktır.

Danıştay’a göre: (Danıştay 10. Dairesi, E. 1987/1637 K. 1989/1877 ve 26.10.1989 tarihli kararı.)

“Bir kamu görevlisinin üzerine atılı disiplin suçu aynı zamanda ceza yasasına göre de suç niteliğinde ise ve ceza yargılaması sonucunda suçun unsurlarının oluşmadığı…gerekçesiyle ilgili beraat etmişse, bu beraat kararının disiplin hukuku yönünden de bağlayıcı nitelikte olacağı açıktır.”

Fakat diğer kriterler bakımından somut olayın şartlarına göre ve DMK md. 125’e göre bir değerlendirme yapacaktır. Örneğin delil yetersizliği nedeniyle verilen beraat kararları bakımından disiplin kurulu bağımsız bir değerlendirme yaparak devlet memuriyetinden çıkarma cezası verebilir (Danıştay 10. Dairesi, E. 1987/2015 K. 1987/1721 ve 27.10.1987). Örneğin Danıştay’a göre; (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2010/1391 K. 2011/273 ve 21.4.2011 tarihli kararı)

““…ceza yargılaması yönünden delil yetersizliğine bağlı olarak verilen bu hükmün, yapılan soruşturma sonucu sübuta eren memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunma eylemini ortadan kaldırmadığı, söz konusu kararda isnat edilen eylemlerin kesin olarak davacı tarafından gerçekleştirilmediği yönünde bir belirleme olmadığı, sadece davacının ceza hukuku yönünden cezalandırılabilmesi için kasetin yeterli delil olamayacağının hüküm altına alındığı; dolayısıyla anılan Ceza Mahkemesi kararının davacının disiplin cezası ile cezalandırılması açısından bağlayıcı olmadığı” şeklinde verilen idare mahkemesi kararı davayı inceleyen İDDK tarafından usul ve yasaya uygun bulunmuş ve onanmıştır”

Ancak bu durumda dahi idare ve idari yargının temel hak ve özgürlüklerin korunması ve memurun haklarının sınırlandırılmasında ölçülü olması gerektiği açıktır. Danıştay bu noktada, delil yetersizliği olsa bile devlet memuriyetinden çıkarmaya temkinli yaklaşmaktadır: (Danıştay 16. Dairesi, E. 2015/14258, K. 2015/4219 ve 1.7.2015 tarihli kararı)

“26.04.2011 tarihinde mahkeme hâkimi ve bir zabıt kâtibi tarafından düzenlenen tutanak ile 25.04.2011 tarihinde kaydedilen kamera görüntüsünde, öğle arası olması sebebiyle diğer bir zabıt kâtibinin masasındaki klavyesinin altına duran pulları davacının alarak kendi odasına götürdüğünün tespit edildiği, davacının disiplin soruşturmasına konu eylemi sebebiyle hakkında zimmet suçundan dolayı yargılandığı İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.02.2012 tarih ve E:2011/332, K:2012/55 Sayılı kararı ile davacının 2 yıl 7 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, davacı tarafından temyiz edilen kararın Yargıtay 5. Dairesinin 04.04.2013 tarih ve E:2012/1528, K:2013/2735 Sayılı kararı ile bozulması üzerine aynı Mahkemenin 28.01.2014 tarih ve E:2013/183, K:2014/34 Sayılı kararıyla yine mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın da Yargıtay 5. Dairesinin 10.07.2014 tarih ve E:2014/4482, K:2014/7580 Sayılı kararı ile bozulması üzerine aynı Mahkemenin 25.11.2014 tarih ve E:2014/268, K:2014/504 Sayılı kararı ile davacının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223/2-e maddesi uyarınca “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraatine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, gizli kamera yerleştirmek suretiyle yasaya aykırı şekilde elde edilmiş kayıtların tek başına delil niteliğinin olmadığı, yaklaşık üç yıl boyunca davacıya isnat edilen suçtan dolayı kuşku duydukları halde kalem personeli ve hâkiminin kaybolan pullara dair herhangi bir tespit yapmadığı, konuyu yetkili makamlara taşımadıkları, tanık ifadelerinin görgüye dayalı olmayan, şüphe ve varsayıma dayanan ifadeler olduğu, bu ifadelerden davacının fi ilinin sübuta erip ermediğinin tespitinin mümkün olmadığı, kaldı ki yargılandığı ceza davasında, davacının 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraat e iği göz önüne alındığında, davaya konu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında da hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenle, davacının temyiz isteminin kabulüyle, İzmir 2. İdare Mahkemesi’nin 07.03.2014 tarih ve E:2013/1276, K:2014/373 Sayılı kararının, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca bozulmasına…”

Dolayısıyla somut olayın şartları, belirleyici olacaktır.

Memurun Fiili İle İlgili Olarak Açılan Davadaki Suçtan Beraat Kararı Verilmiş Olsa da Başka Bir Suçun Unsurlarını Oluşturması Durumu

Disiplin süreci bağımsız bir süreç olduğundan, eğer memur hakkında yürütülen davadaki tanık ifadeleri, bilirkişi raporu ya da diğer evrak, memurun eyleminin açılan dava kapsamında beraate konu olduğunu fakat başka bir suçun işlendiğini ortaya koymakta ise, bu durumda disiplin kurulu, devlet memurluğundan çıkarma cezası verebilir.

Danıştay’a göre de bu durum bu şekildedir. Örneğin: (T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2020/951, K. 2021/369, K. T. 25.02.2021)

Her ne kadar davacı fillerinin rüşvet suçunu oluşturmadığı Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla ortaya konulmuş ise de; yetkili olmadığı işleri yapma vaadiyle menfaat temin etme ve görevi kötüye kullanma fillerinin dava dosyasında yer alan rapor ve tanık ifadeleri ile sübuta erdiği ve ceza yargılamasında yer alan bilgi-belgeler de dikkate alındığında, söz konusu eylemlerinin 657 sayılı Kanun’un 125/E-(g) maddesinde belirtilen “memuriyetle bağdaşmayacak şekilde yüz kızartıcı ve utanç verici hareket” kapsamına girdiği sonucuna varıldığından, davacının, Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.”

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Memurluğa Etkisi

Ceza mahkemesi tarafından, kişi aleyhine, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilebilir.

HAGB, bir kişinin işlediği suçun cezasının 2 yıl veya daha az hapis cezası olması durumunda, eğer mahkûmiyet alanın daha önce bir suç kaydı yoksa ve mahkemede gösterdiği tutum ve davranışlar suçtan dolayı pişman olduğunu göstermekte ise, mahkeme tarafından kurulan bir hükümdür.

Bu hükme göre, kişi adına bir hapis cezasına hükmedilse de bu hüküm 5 yıl süre ile infaz edilmez. Bu süre zarfında kişi başka bir suç işlemez ise, HAGB aldığı suçu da hiç işlememiş sayılır.

Memuriyetten çıkarma bakımından, HAGB’nin etkisi iki türlüdür.

Bunlardan ilki şudur ki;

  • Disiplin Kurulunun Memuriyetten Çıkarma Kararı Vermesi İhtimali Vardır: Disiplin kurulu, dava dosyasını inceler ve söz konusu suça konu eylemlerin sanık tarafından işlendiğine kanaat getirir ise ve bu eylemlerin memuriyet ile bağdaşmadığını (657 s. Kanun md. 125’te yer alan kriterlere göre) kararlaştırır ise, devlet memurluğundan çıkarma cezasına karar verebilir. Örneğin, HAGB kararı, ilgili memurun etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanması neticesinde
  • Disiplin Kurulu Memuriyetten Çıkarma Kararı Vermeyebilir: Her ne kadar ceza mahkemesi tarafından HAGB kararı verilmiş ise de, disiplin kurulu, söz konusu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinden emin olamaz ise devlet memurluğundan çıkarma cezasına karar vermez.

Dolayısıyla disiplin kurulu, ilgili eylemleri, ceza mahkemesinden bağımsız şekilde değerlendirecektir. Fakat, her halde, yalnızca memur hakkında ceza mahkemesi tarafından HAGB kararı verildiğinden bahisle memuriyetten çıkarma cezasının verilmesi bir hak ihlalidir. AYM ve Danıştay bu durumda ilgili disiplin cezasının masumiyet karinesinin ihlali olduğuna işaret etmektedir. (Danıştay 12. Dairesi, E. 2017/908, K. 2017/6060 ve 28.11.2017 tarihli kararı)

“Anayasa Mahkemesinin, 13.06.2013 tarihli Kürşat Eyol ( Başvuru No: 2012/665 ) kararında da; masumiyet karinesinin kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilke olduğu kabul edilmekle birlikte, ceza davasının herhangi bir sebeple düştüğü, belirli bir süre sonra şarta bağlı olarak düşeceği veya sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın davanın ertelendiği durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam e iğini kabul etmek gerekeceği, çünkü bu tür durumlarda ortada henüz verilmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığı, bu çerçevede, ceza davası dışında fakat ceza davasına konu olan eylemler sebebiyle devam eden idari uyuşmazlıklarda, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet kararına dayanılmasının masumiyet karinesi ile çelişeceği açıkça ifade edilmiştir. Uyuşmazlıkta, davacı hakkında yapılan ceza yargılaması sonucunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yukarda bahsedilen niteliği gereği bu aşamada hukuki etkiye sahip olmadığından ve bu karara dayanılması masumiyet karinesi ile de çelişeceğinden, Mahkemenin ceza yargılaması sonucuna göre karar vermesinde hukuki isabet görülmemiş ise de, disiplin hukuku açısından yapılan incelemede, davacının üzerine atılı fi llerin sübuta erdiği ve eylemine uyan disiplin cezası ile cezalandırıldığı anlaşıldığından, sözü edilen husus sonucu itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte bulunmamıştır”

Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararının Memurluğa Etkisi

HAGB ile iglili yapılan değerlendirmeler, ceza mahkemesinin memur hakkında vermiş olduğu Ceza Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (CVYO) açısından da geçerlidir.

İki tür CVYO vardır. Bunların memuriyete etkisi şu şekildedir:

  • Kusurun bulunmadığı nedeniyle verilen CVYO: Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hali, bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, meşru savunmada heyecan, korku ya da telaşla aşılması, kusurluğu ortadan kaldıran hatanın varlığı gibi nedenlerin varlığı halini kapsar. Burada failin kınanabilirliği azalmaktadır. Dolayısıyla memuriyetten çıkarma cezası verilmesi ihtimali önemli ölçüde azalmaktadır.
  • Fiil Suç Olmasına Rağmen Verilen CVYO: Failin etkin pişmanlık, şahsi cezasızlık sebebinin varlığı, karşılıklı hakaret, işlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı gibi nedenlerin varlığını kapsar. Burada failin kınabilriliği daha yüksektir. Dolayısıyla disiplin kurulu eylemlerin ağırlığına göre değerlendirme yapıp, uygun ise devlet memurluğundan çıkarma cezasına hükmedebilir.

Adli Sicil (Sabıka) Kaydının Silinmesinin Memuriyete Etkisi

Bir kimse hakkında 1 yıldan daha fazla hapis cezasına hükmedilmiş olması durumunda bu durum Adli Sicil (Sabıka) Kaydına işlenecektir. Bu kişiler memur olamazlar.

Memuriyete alım bakımından arşiv kaydı önemlidir. Arşiv kaydına bakılır. Adli Sicil Kaydı silinse dahi arşiv kaydı daha uzun sürelidir. Burada kaydı devam edenler memur olamazlar.

Memurluktan Çıkarma Kaç Yıl Ceza Alınca Olur?

Yukarıda görüldüğü üzere 1 yıl veya üzeri kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasının alınması;

Affa uğramış olsa bile DMK md. 48’de sayılan suçlardan dolayı alınan hapis cezası (Burada alınan cezanın süresi önemli değildir)

Memur olmaya engeldir.

Adli para cezasına hükmedilmiş olması ya da hapis cezasının para cezasına çevrilmiş olması durumunda, sanık hakkında hapis cezasına hükmedilmediğinden bu durum memuriyete engel olmaz.

Ceza Verilmeden Önce Memurun Savunması Alınmak Zorunda Mı?

Memurun savunması alınmaksızın hakkında bir disiplin cezası verilemez. Aksi durumda memurun savunma hakkı ihlal edilmiş olacaktır. Bu tür bir durumun gerçekleşmesi durumunda Danıştay, disip, K. lin cezasının iptaline karar verilmesi gerektiğine hükmetmektedir (Danıştay 5. Daire, E. 2017/2908, K. 2019/6731, K.T. 24.12.2019)

Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasını Hangi Makam Verir?

657 sayılı Kanun md. 126 hükmüne göre Devlet memurluğundan çıkarma cezası amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilir.

Bu yönüyle devlet memurluğundan çıkarma cezası, uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezasından ayrılır. Bu cezalar disiplin amirleri tarafından verilmektedir.

Ancak, danıştaya göre, amirin isteği olmaksızın dosyanın doğrudan Yüksek Disiplin Kurulu’na gönderilmesi ve devlet memurluğundan çıkarma cezasının verilmesi hukuka aykırı değildir (Danıştay T.C. Danıştay 12. Daire, E. 2021-616 K. 2021-383 K.T. 03.02.2021)

Devlet Memurluğundan Çıkarma (Devlet Memurluğundan Atılma Cezası) Cezasının İptali Davası

Kişi hakkında Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası verilmesi durumunda, kişi, kendisine bu kararın tebliğ edilmesinden sonra, İdare Mahkemesi’nde İptal Davası açabilir.

İlgili idare mahkemesi, memurun görev yaptığı yerdeki İdare Mahkemesi’dir.

Memurluktan Çıkarma Cezasının (Devlet Memurluğundan Atılma Cezası) İptali Dava Açma Süresi

İptal davası açabilmek için, memurun, kendisine bu kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde ilgili İdare Mahkemesi’nde İptal davası açması gerekmektedir.

Memurluktan Çıkarılan Tekrar Memur Olabilir Mi?

DMK md. 125/1-E hükmüne göre, devlet memurluğundan çıkarma cezası Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere verilen bir disiplin cezasıdır.  Dolayısıyla hakkında bu cezaya hükmolunan bir kimse artık devlet memuru olamaz.

The post MEMURİYETTEN ÇIKARMA (MEMURİYETTEN ATILMA) CEZASI appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇU NEDİR ? https://www.selcukluhukuk.com/uyusturucu-madde-ticareti-sucu-nedir/ Sat, 28 Dec 2024 15:37:31 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2753 Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu Nedir? Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesine göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin üretimi, satışı, nakliyesi, ithali, ihracı veya bunlara aracılık yapılması uyuşturucu madde ticareti suçu kabul edilir. Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları Nelerdir? Uyuşturucu ticareti suçları; üretim, satış, ithalat, ihracat, sevkiyat, nakliye veya depolama gibi fiilleri kapsar. Ayrıca, başkalarına uyuşturucu madde temin eden [...]

The post UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇU NEDİR ? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu Nedir?

Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesine göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin üretimi, satışı, nakliyesi, ithali, ihracı veya bunlara aracılık yapılması uyuşturucu madde ticareti suçu kabul edilir.

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçları Nelerdir?

Uyuşturucu ticareti suçları; üretim, satış, ithalat, ihracat, sevkiyat, nakliye veya depolama gibi fiilleri kapsar. Ayrıca, başkalarına uyuşturucu madde temin eden veya aracılık eden kişiler de bu kapsamda yargılanır.

  1. maddenin 1. fıkrasında uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal, veya ihraç eden kişilerin 20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası ve 2.000 günden 20.000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.
  2. maddenin 3 fıkrasında ise uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, Kabul eden, bulunduran kişi 10 yıldan az olmamak üzere hapis ve 1.000 günden 20.000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir?

Uyuşturucu madde ticaretinin nitelikli halleri TCK m.188/4-5-6’da belirtilmiştir.

188/4 -a : Uyuşturucu madde ticareti yapılan maddelerin eroin, kokain, morfin, bazmorfin, sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri olması, halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

188/4 -b : Uyuşturucu madde ticareti suçu, okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Burada önemli olan husus uyuşturucu madde ticareti suçunun belirlenen yerlerde satışının yapılmasıdır. Örneğin, bir okula 50 metre mesafede yapılan önleme aramasında aracın içerisinde 75 gram uyuşturucu madde ele geçirilmiş ise bu maddeden dolayı artırım yapılamayacaktır.

188/5 :  Uyuşturucu madde ticareti cuçu üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

188/8 :  Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçlarının tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

188/3- son cümle :  Uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası 15 yıldan az olamaz.

Uyuşturucu Madde Ticaretinde Daha Az Cezayı Gerektiren Durum

Üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran her türlü madde açısından da yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. Ancak, verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Diğer bir deyişle uyuşturucu madde ticaretine konu maddelerin yeşil reçeteye tabi olan ilaçlar olması halinde ceza yarısına kadar indirilebilecektir.

Uyuşturucu Madde Kullanma İle Ticareti Arasındaki Fark

– Kullanma: TCK m.191 kapsamında değerlendirilir. Kendi ihtiyacı için uyuşturucu bulunduran kişilere ‘kullanma’ suçu uygulanır. Bu suçun cezası 2 yıldan 5 yıla kadardır. Uyuşturucu madde kullanma suçuna ilişkin yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

– Ticaret: TCK m.188 kapsamında değerlendirilir. Uyuşturucuyu başkalarına satmak, temin etmek veya dağıtmak ve kanunda sayılan diğer fiillerin işlenmesi, ticaret suçunu oluşturur. Bu suçun cezası ise en az 10 yıldan başlamaktadır.

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunun Cezası Nedir?

TCK m.188’e göre :

– Temel ceza : 10 yıldan az olmamak üzere hapis ve 2.000 gün adli para cezasıdır.
–  Nitelikli haller : 15 yıldan az olmamak üzere hapis ve para cezası öngörülür.

Uyuşturucu Madde Satma Etkin Pişmanlık Şartları

TCK m.192’ye göre, suçun ortaya çıkarılmasına ve suç ortaklarının yakalanmasına yardım eden kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilir.

-Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

– Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı indirilir.

Önleme Araması Neticesinde Uyuşturucu Madde Elde Edilmesi

Polisin arama yapma yetkisi ‘önleme araması’ adı altında düzenlenmiştir. Ancak bu tür aramalar sırasında hukuka aykırı usuller kullanılmışsa elde edilen deliller geçersiz sayılabilir.

Uyuşturucu Ticareti Suçunda Zamanaşımı

Uyuşturucu ticareti suçu ağır cezalık bir suç olduğundan zamanaşımı süresi 20 yıldır (TCK m.66/1-b).

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu Davaları Ne Kadar Sürer?

Davanın süresi; delillerin toplanma süreci, bilirkişi raporları ve mahkeme yoğunluğuna göre değişir. Ortalama 1-3 yıl sürebilir.

Uyuşturucudan Yakalananlar Kaç Yıl Ceza Alır?

Burada 2 başlık altında değerlendirme yapılacak olursa ;

–  Kullanıcılar : 2-5 yıl arasında hapis cezası öngörülür, denetimli serbestlik uygulanabilir.
–  Ticaret yapanlar : 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası alır. Somut olaya göre ceza, cezanın nitelikli hallerinin bulunmasına göre artırılır veya azaltılır.

Eroin Maddesi Kullanım Sınırı

Kullanıcı miktarı, kişinin ihtiyaç sınırına göre bilirkişi raporlarıyla belirlenir. Belirli gramajlar kanunda açıkça belirtilmemiştir, ancak içici sayılma sınırı mahkeme tarafından değerlendirilir.

Kaç Gram Kadar İçici Sayılır?

Bu sorunun tam ve doğru bir cevabı bulunmamakla birlikte Yargıtay uygulaması ile kullanıcılık sınırı belirlenmiştir. Yargıtay, başka bir yan delil bulunmaması halinde bazı uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kullanıcı sınırında kaldığını belirterek uyuşturucu madde ticareti yerine uyuşturucu madde bulundurma cezasının verilmesi gerektiği yönünde kararlar vermiştir.

– Esrar : Günde 3 defa olmak üzere 1-1,5 gram,

– Eroin : Günlük 60 miligram –1gram,

– Sentetik haplar :  1-2 tablet gibi değerlendirilebilir. Ancak bu sınırlar kesin olmamakla kişinin olay anında yakalanış durumuna, ihbar veya teknik takip bulunmamasına ve diğer koşullara göre değişkenlik göstermektedir.

– Metamfetamin : Bu konuda da kesin bir sınır olmamakla birlikte net 10 gramın altındaki miktarlarda kişisel kullanım sınırları içerisinde değerlendirme yapılabilmektedir.

*** Ancak ele geçirilen uyuşturucu maddelerin paketleniş tarzı, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin çeşitliliği ve gramajlarının aynı olması uyuşturucu madde ticareti yapıldığı noktasında kuvvetli bir şüphe oluşturduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Uyuşturucu Ticareti Suçu Şikayete Tabi Mi?

Hayır, bu suç kamu davası niteliğindedir. Savcı veya kolluk ekipleri ihbar veya delil durumunda re’sen harekete geçer.

Uyuşturucu Ticareti Suçundan Nasıl Beraat Edilir?

Beraat için delillerin hukuka aykırı toplanması, suçun işlendiğine dair yeterli kanıt bulunmaması gibi durumlar gereklidir. Ayrıca ele geçirilen uyuşturucu miktarına göre suçun niteliği uyuşturucu madde ticaretinden uyuşturucu ve uyarıcı madde bulundurmak veya kullanmak suçuna dönüşme durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Her somut olay kendine özgü unsurlar içerdiğinden dosya içeriği dikkatlice incelenmelidir.

Uyuşturucu Satıcısı Kaç Yıl Ceza Alır?

Satış yapan kişi 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına çarptırılır. Eğer nitelikli haller varsa ceza artırılır.

Uyuşturucu Ticareti Yapan Kaç Yıl Yatar?

Ceza süresinin 3/4’ü infaz edilir. Örneğin:

– 15 yıl ceza alan kişi, yaklaşık 11 yıl 3 ay yatar.

Uyuşturucu Ticaretinden 12 Yıl Ceza Alan Ne Kadar Yatar?

Ceza İnfaz Kanunu’na göre uyuşturucu ticareti suçlarından hükümlü olanlar cezanın 3/4’ünü infaz kurumunda geçirir. Örneğin:

– 12 yıl hapis cezası alan kişi 9 yıl yatar.

Uyuşturucu Ticareti Para Cezasına Çevrilir Mi?

Uyuşturucu ticareti suçu ağır bir suç olduğundan cezanın para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.

İlk Kez İçicilikten Ceza Gelir Mi?

İlk kez uyuşturucu kullandığı tespit edilen kişiler hakkında denetimli serbestlik uygulanabilir. Ancak tedavi veya yükümlülüklere uymayan kişiler için 2-5 yıl arasında hapis cezası gündeme gelebilir.

Torbacılık Cezası Var Mı?

Torbacılık uyuşturucu madde ticareti kapsamında değerlendirildiği için 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası verilir.

Lyrica Cezası Var Mı?

Lyrica, Pregabalin etken maddesi içeren yeşil reçeteli bir ilaçtır. Reçetesiz satışının yapılması veya kullanılmak amacıyla bulundurulması suç teşkil etmektedir. Ele geçirilen uyuşturucu maddenin sayısı ve niteliğine göre ceza aralığı değişmektedir.

Galara Cezası Var Mı?

Galara, pregabalin etken maddesini içeren yeşil reçeteye tabi bir ilaçtır. Reçetesiz satışının yapılması veya kullanılmak amacıyla bulundurulması suç teşkil etmektedir. Ele geçirilen uyuşturucu maddenin sayısı ve niteliğine göre ceza aralığı değişmektedir.

The post UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇU NEDİR ? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
RENAULT CLİO DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA https://www.selcukluhukuk.com/renault-clio-deger-kaybi/ Sat, 21 Dec 2024 15:00:59 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2744 Renault Clio Değer Kaybı Zararı: Nedenleri, Etkileri ve Çözümler Otomobiller, satın alındıkları andan itibaren zamanla değer kaybeder. Ancak bu değer kaybı yalnızca yaş ve kullanım durumu gibi doğal etkenlerden kaynaklanmaz. Özellikle kazalar, aracın piyasa değerini ciddi şekilde etkileyebilir. Renault Clio gibi geniş bir kullanıcı kitlesine sahip bir modelde de değer kaybı zararı sıkça karşılaşılan bir [...]

The post RENAULT CLİO DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Renault Clio Değer Kaybı Zararı: Nedenleri, Etkileri ve Çözümler

Otomobiller, satın alındıkları andan itibaren zamanla değer kaybeder. Ancak bu değer kaybı yalnızca yaş ve kullanım durumu gibi doğal etkenlerden kaynaklanmaz. Özellikle kazalar, aracın piyasa değerini ciddi şekilde etkileyebilir. Renault Clio gibi geniş bir kullanıcı kitlesine sahip bir modelde de değer kaybı zararı sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu yazıda Renault Clio değer kaybı zararını etkileyen faktörleri, bu zararın hesaplanma yöntemlerini ve yasal hakları inceleyeceğiz.

Değer Kaybı Nedir?

Değer kaybı, bir aracın kaza geçirmesi sonrasında piyasa değerinin azalması anlamına gelir. Araç tamir edilse bile, geçmişte bir kazaya karışmış olması, ikinci el piyasasında potansiyel alıcıların gözünde aracın değerini düşürür. Renault Clio gibi kompakt sınıf araçlarda bu durum, aracın yaşına, kilometresine, hasarın büyüklüğüne ve onarım kalitesine bağlı olarak değişebilir. Bu konudaki detaylı yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

Renault Clio Modelin Özellikleri

Renault Clio, Fransız otomobil üreticisi Renault tarafından ilk kez 1990 yılında piyasaya sürülmüş, o günden bu yana farklı nesilleriyle üretimine devam edilmiştir. Küçük araç segmentinin en popüler modellerinden biri olan Clio, kompakt tasarımı, yakıt ekonomisi ve kullanıcı dostu özellikleriyle dikkat çekmektedir.

Motor Seçenekleri ve Performans

Renault Clio, yıllar içinde farklı ihtiyaçlara yanıt veren motor seçenekleriyle sunulmuştur. İşte Clio’da kullanılan bazı öne çıkan motorlar:

    • 1.0 SCe 65 bg Benzinli Motor:
      Küçük hacimli ve ekonomik bu motor, 65 beygir güç ve 95 Nm tork üretir. 5 ileri manuel şanzımanla sunulur. 0-100 km/s hızlanması 17,1 saniye, maksimum hızı ise 160 km/s’dir. Şehir içi kullanımda ekonomik bir sürüş sunar.
    • 1.0 TCe 90 bg Turbo Benzinli Motor:
      999 cc turbo beslemeli bu motor, 90 beygir güç ve 160 Nm tork sağlar. Manuel ve otomatik şanzıman seçenekleriyle gelir. 0-100 km/s hızlanması yaklaşık 12 saniyedir. Daha dinamik bir sürüş arayanlar için idealdir.
    • 1.6 E-Tech Full Hybrid 145 bg:
      Hibrit teknolojisiyle donatılan bu motor, 1.6 litrelik benzinli üniteyi iki elektrik motoruyla birleştirerek 145 beygir güç üretir. 0-100 km/s hızlanması 9,9 saniye olup, şehir içi yakıt tüketiminde önemli bir tasarruf sağlar.
    • 1.3 TCe 130 bg Turbo Benzinli Motor:
      1.3 litrelik turbo benzinli motor, 130 beygir güç ve 240 Nm tork üreterek Clio’ya yüksek performans kazandırır. 7 ileri çift kavramalı EDC otomatik şanzıman ile sunulur. 0-100 km/s hızlanmasını yaklaşık 9 saniyede tamamlar ve şehirler arası sürüşlerde üstün bir deneyim sunar.
    • 1.5 Blue dCi 85 ve 115 bg Dizel Motorlar:
      Dizel motor seçenekleri arasında 1.5 litrelik Blue dCi öne çıkar. 85 beygir güç üreten düşük versiyon, ekonomik bir sürüş sunarken, 115 beygir gücündeki güçlü seçenek ise daha dinamik bir kullanım sağlar. 0-100 km/s hızlanması sırasıyla 13 ve 10 saniye civarındadır. Özellikle uzun yol kullanıcıları için yüksek verimlilik ve düşük yakıt tüketimi sunar.

İkinci El Piyasası ve Talep Durumu

Renault Clio, Türkiye’de ikinci el ve sıfır otomobil pazarında yoğun ilgi gören modellerden biridir. Ekonomik motor seçenekleri, uygun yedek parça fiyatları ve geniş servis ağı, Clio’nun ikinci elde de değerini korumasını sağlamaktadır. Özellikle dizel motorlu versiyonlar, düşük yakıt tüketimi ve lpg’li modellere göre güçlü sürüş sunması nedeniyle ikinci el alıcılar tarafından sıklıkla tercih edilmektedir.

Servis Ağı ve Bakım Maliyetleri

Renault, Türkiye genelinde geniş bir yetkili servis ağına sahiptir. Bunun dışında Türkiye’nin neredeyse tüm ilçelerinde tamirci bulunması mümkündür. Bu durum, Clio kullanıcılarının bakım ve onarım işlemlerini kolaylaştırmaktadır. Aracın bakım maliyetleri, genel olarak uygun seviyelerdedir. Renault’un ekonomik bakım paketleri, özellikle 8 yaş ve üzeri araçlar için avantaj sağlamaktadır. Yedek parça bulunabilirliği de Clio’nun tercih edilmesinde önemli bir etkendir.

 

Renault Clio’da Değer Kaybını Etkileyen Faktörler

    • Aracın Yaşı ve Kilometresi
      Renault Clio’nun değer kaybı, genç yaşta ve düşük kilometrede bir araçta daha yüksek olabilir. Çünkü daha yeni araçlarda, alıcılar kazasız bir araç olmasını daha çok istemektedirler.
    • Kaza Geçmişi ve Onarım Kalitesi
      • Aracın daha önce geçirdiği kazaların büyüklüğü ve hasar kaydı, piyasa değerini ve değer kaybı zararını doğrudan etkiler.
    • Piyasa Talebi
      Renault Clio’nun ikinci el piyasasındaki popülerliği, değer kaybını etkileyen önemli bir faktördür. Piyasada sıkça tercih edilen bir model olması, değer kaybı zararın daha az olmasını sağlayabilir. Ancak bir çok araç modeli için piyasa talebinin az olması hasarlı araçların daha düşük bedele satılmasına ve dolayısıyla değer kaybı zararının artmasına neden olmaktadır.

 Renault Clio Değer Kaybı Zararı Hesaplama?

Değer kaybı hesaplamasında genellikle şu faktörler dikkate alınır:

    • Aracın Model Yılı ve Markası:
      Renault Clio gibi yaygın bir modelde, marka değeri önemli bir faktördür. Genç araçlarda aracın daha pahalı olmasından dolayı değer kaybı zararı daha yüksektir.
    • Hasarın Büyüklüğü:
      • Aracın değer kaybı zarar hesaplamada ortaya çıkacak miktar, kazanın ve hasar miktarının büyüklüğüne değişiklik göstermektedir.
    • Kilometre:
      Araç ne kadar düşük kilometredeyse, değer kaybı oranı o kadar yüksek olur.

Renault Clio Değer Kaybı Talebi Nasıl Yapılır?

Yukarıda belirtilen kriterlere uyan araçlarda, değer kaybı zararı için öncelikle sigorta şirketine başvuru yapılır ve akabinde dava açılışıyla süreç devam eder. Başvurunun hatalı olması veya sürecin hatalı yürütülmesi sonucunda kazazede yargılama giderleri ve vekalet ücreti ödemek zorunda kalabilir. Bu sebeple başvuruların ve süreçte yapılacak işlemlerin değer kaybı zararı konusunda çalışan avukatlar tarafından yapılmasını tavsiye ederiz.

Araç Değer Kaybı Hesaplama Formu

Araç değer kaybı zararını hesaplamak için bu yazımızda yer alan formu doldurabilirsiniz.

Değer Kaybı Tazminatından Başka Tazminat Alınabilir mi?

Trafik kazası dolayısıyla kazanın durumuna göre birden fazla tazminat alınabilmektedir. Maddi hasarlı kazalarda değer kaybı zararı, aracın tamirde kaldığı süre için araç mahrumiyet zararı ve ticari araçlar için kazanç kaybı zararı talep edilebilmektedir. Değer kaybı zararı hesaplama ve araç mahrumiyet zararlarına ilişkin yazımıza buradan okuyabilirsiniz.

Ölümlü veya yaralanmalı kazalarda ise, kaza zedeler bedensel bütünlüğün bozulması ya da hak sahiplerince ölenin desteğinden yoksun kalmaları nedenine bağlı maddi ve manevi tazminat davaları açabilmektedir. Bu konudaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

 

The post RENAULT CLİO DEĞER KAYBI ZARARI HESAPLAMA appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
KIDEM TAZMİNATI NEDİR https://www.selcukluhukuk.com/kidem-tazminati-nedir/ Mon, 25 Nov 2024 06:10:58 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2738 Hangi Şartlarda Kıdem Tazminatı Alabilirim?   Kıdem tazminatı alma şartları nelerdir, kıdem tazminatı nedir, işçi hangi hallerde kıdem tazminatına hak kazanır sorularını aşağıda izah etmeye çalışacağız Kıdem Tazminatı Nedir? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2009/19802E ve 2011/32042K sayılı ilamında kıdem tazminatını tanımlamıştır. Bu tanıma göre; İşverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış [...]

The post KIDEM TAZMİNATI NEDİR appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Hangi Şartlarda Kıdem Tazminatı Alabilirim?  

Kıdem tazminatı alma şartları nelerdir, kıdem tazminatı nedir, işçi hangi hallerde kıdem tazminatına hak kazanır sorularını aşağıda izah etmeye çalışacağız

Kıdem Tazminatı Nedir?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2009/19802E ve 2011/32042K sayılı ilamında kıdem tazminatını tanımlamıştır. Bu tanıma göre;

İşverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış bir işçinin, işini kaybetmesi halinde işinde yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak, geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından işçiye kanuni esaslar dâhilinde verilen toplu paraya “kıdem tazminatı” denilmektedir.

İşçi Hangi Hallerde Kıdem Tazminatına Hak Kazanır? Kıdem Tazminatı Koşulları Nelerdir?

Kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için en az bir yıl çalışma olması, işveren tarafından haksız şekilde çıkartılması veya kanunda sayılan haklı fesih nedenlerinin mevcut olması gereklidir.

Süre Koşulu

Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için işçinin işverene ait işyerinde en az bir yıl çalışmış olması gerekir.

Bir yıllık sürenin başlangıcı, işçinin işverenin yanında fiilen çalışmaya başladığı tarihtir. Bu tarihten itibaren bir takvim yılı çalışıldığı takdirde süre koşulu gerçekleşmiş olur.

Ücretli İzin Kıdem Tazminatı Süre Hesabında Değerlendirilir Mi?

Ücretli izin bir yıllık sürenin hesabında dikkate alınır.

Deneme Süresi Kıdem Tazminatı Süre Hesabında Değerlendirilir Mi?

Deneme süresi, çalışmanın devam etmesi yani kesintiye uğramaması halinde bir yıllık sürenin hesabında dikkate alınır.

Çıraklık Kıdem Tazminatı Süre Hesabında Değerlendirilir Mi?

Çıraklıkta geçen süreler kıdem tazminatına esas alınacak süre yönünden değerlendirilemeyecektir.

Ücretsiz İzin Kıdem Tazminatı Süre Hesabında Değerlendirilir Mi?

Ücretsiz izinde geçen süre bir yıllık sürenin hesabında dikkate alınmaz.

Raporlar Kıdem Tazminatı Süre Hesabında Değerlendirilir Mi?

İşçinin işyerinde çalıştığı sırada almış olduğu istirahat raporlarının kıdem süresinde değerlendirilmesi yerinde olur. Yargıtay uygulamasına göre işçinin çalıştığı sırada bir defada ihbar önelini 6 hafta aşan istirahat raporu süresinin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz.

Kanunda Sayılan İşçinin Haklı Fesih Halleri

Sağlık sebepleri:

  1. a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa.

 

  1. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa.

Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:

  1. a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa.

 

  1. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa.

 

  1. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa.

 

  1. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa.

 

  1. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse,

 

  1. f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa yahut çalışma şartları uygulanmazsa.

 

Zorlayıcı sebepler:

İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa.

 

Diğer Fesih Halleri

  • Emeklilik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Sona Ermesi

İşçinin emeklilik hakkı kazanması nedeniyle iş sözleşmesini feshetmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanır.

  • Kadın İşçinin Evlenmesi Nedeniyle İş Sözleşmesini Sona Erdirmesi

Kadın işçi evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde evlilik sebebiyle sözleşmesini feshetmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanır.

  • Askerlik Nedeniyle İş Sözleşmesinin Sona Ermesi

İşçinin askerlik hizmeti sebebiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanır.

  • İşçinin Ölümüyle İş Sözleşmesinin Sona Ermesi

Kanuni mirasçılar işçinin ölümü halinde kıdem tazminatını talep hakkı doğar.

Kendi İsteğiyle Ayrılan İşçi Kıdem Tazminatı Alır Mı?

İşçinin iş sözleşmesini haksız şekilde feshetmesi halinde kıdem tazminatı kazanamaz.

 

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

İşçinin fiilen işe başladığı tarihten itibaren çalışmaya devam ettiği her tam 1 yıl için 30 günlük  brüt ücret tutarına hak kazanılır. Yıldan artan aylar ve günler için de orantı yapılarak kıdem tazminatına eklenir.

Kıdem tazminatının hesaplanmasında son giydirilmiş brüt ücret esas alınır.

Kıdem Tazminatı Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Kıdem tazminatlarında zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Kıdem Tazminatında Faiz Türü Nedir?

Kıdem tazminatlarında işçilere en yüksek mevduat faizi oranında faiz uygulanır.

Kıdem Tazminatı Davası Ne Kadar Sürer?

Mahkemelerin iş yoğunluğuna göre bu süre değişebilmektedir ancak genel ortalama 6 ay – 18 ay arasındadır denilebilir.

İşten Çıkmak İstiyorum Tazminatımı Nasıl Alırım?

Sonuç olarak işten çıkmak isteyen bir çalışan/işçi; kanunda öngörülen haklı fesih hallerinden biri sebebiyle istifa ederse veya işveren tarafından haksız şekilde işine son verilirse ve süre koşulu da karşılanıyorsa kıdem tazminatı alabilmektedir.

Kendi İsteğimle İşten Çıkmak İstiyorum (İstifa) Kıdem Tazminatı Alabilir Miyim?

İşçinin haklı bir sebebi yoksa ve 1 yıllık çalışmayı tamamlamamışsa kıdem tazminatına hak kazanamaz. Kanunda sayılan fesih halleri mevcutsa kendi isteğiyle ayrılan işçi kıdem tazminatı ve diğer tazminatları almaya hak kazanır. Ancak işçinin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı hususunun çalışan kişinin durumuna ve çalışma şartlarına göre irdelenmesi gereklidir.

Kıdem Tazminatı Tavanı Nedir?

Kıdem tazminatı tavanı, bir işçinin maaşı ne kadar yüksek olursa olsun ödenebilecek en yüksek kıdem tazminatı miktarını belirleyen sınırdır. Bir işçiye en fazla kıdem tazminatı tavanı kadar ücret baz alınarak ödeme yapılabilir.

Kıdem tazminatı tavanı Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek devlet memuruna, bir hizmet yılı için ödenecek azami emekli ikramiyesi kıdem tazminatı için tavan olarak esas alınır. Güncel kıdem tazminatı tavanına ulaşmak için buraya tıklayınız.

The post KIDEM TAZMİNATI NEDİR appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
FİAT EGEA DEĞER KAYBI https://www.selcukluhukuk.com/fiat-egea-deger-kaybi/ Tue, 19 Nov 2024 15:45:48 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2733 Fiat Egea Değer Kaybı Hesaplama ve Genel Bilgi Fiat Egea değer kaybı hesaplaması diğer markalarda olduğu gibi bu markada da oldukça önemlidir. Bu tür tazminatlar, aracınızın kaza sonrası piyasa değerindeki düşüşün karşılanmasını sağlar. Fiat Egea özelinde, aracın marka ve modelinin yaygınlığı, ikinci el piyasası ve tamir durumuna göre tazminat miktarı değişiklik gösterebilir. Değer kaybı zararı [...]

The post FİAT EGEA DEĞER KAYBI appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

Fiat Egea Değer Kaybı Hesaplama ve Genel Bilgi

Fiat Egea değer kaybı hesaplaması diğer markalarda olduğu gibi bu markada da oldukça önemlidir. Bu tür tazminatlar, aracınızın kaza sonrası piyasa değerindeki düşüşün karşılanmasını sağlar. Fiat Egea özelinde, aracın marka ve modelinin yaygınlığı, ikinci el piyasası ve tamir durumuna göre tazminat miktarı değişiklik gösterebilir. Değer kaybı zararı Türk Borçlar Kanunu ile Karayolları Trafik Kanunu’nda belirlenen genel esaslara ve yargı uygulamasına göre yapılmaktadır.

Değer Kaybı Tazminatı Şartları

  1. Kusur Durumu: Değer kaybı tazminatı talep edilebilmesi için karşı tarafın kazada kusurlu olması gerekir. Kusur oranı genelde kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağına göre tespit edilir.
  2. Aracın Yaşı ve Kilometresi: Aracın yaşı ve kilometresi, değer kaybının hesaplanmasında dikkate alınır. Çok eski ve yüksek kilometreli araçlarda değer kaybı zararı daha düşük olacaktır.

Fiat Egea Değer Kaybı Hesaplama Kriterleri

Değer kaybı zararı, kaza geçiren aracın özelliklerine göre hesaplanır. Fiat Egea gibi yaygın kullanılan bir araç için hesaplama yapılırken şu kriterler dikkate alınır:

  1. Aracın Yaşı ve Kilometresi:
    • Fiat Egea’nın değeri, yaşına ve kilometre durumuna göre değişir. Örneğin:
      • 0-10 yaş arası: Daha yüksek bir değer kaybı tazminatı talep edilebilir.
      • 150.000 km üzerinde: Tazminat miktarı düşebilir.
  2. Kaza ve Hasarının Türü:
    • Fiat Egea’nın kaporta, boya ya da şasi bölümlerinde oluşan hasar değer kaybını doğrudan etkiler.
    • Daha büyük hasarlarda, değer kaybı artar.
  3. Piyasa Durumu:
    • Fiat Egea’nın ikinci el piyasası oldukça hareketlidir. Bu da değer kaybı hesaplamalarında önemlidir.
    • Fiat Egea Değer Kaybı Hesabı Örneği

Örneğin:

  • Aracın modeli: 2021 Fiat Egea Urban 1.4 Fire
  • Kilometre: 45.000 km
  • Kaza hasarı: Sol ön kapı değişimi ve çamurluk boyama işlemi
  • Kaza sonrası piyasa değeri: 650.000 TL
  • Kaza öncesi piyasa değeri: 700.000 TL
  • Değer Kaybı:  50.000 TL

Bu örnekten hareketle, 50.000 TL’lik bir değer kaybı talep edilebilir. Bu miktar 2024 yılı sonundaki değerlere göre örnek olarak sunulmuştur. Bu miktar kazanın olduğu tarih, piyasa şartları, aracın geçmişi gibi birden fazla etkenle değişiklik gösterebilir.

Fiat Egea Değer Kaybı Talebi Nasıl Yapılır?

Yukarıda belirtilen kriterlere uyan araçlarda, değer kaybı zararı için öncelikle sigorta şirketine başvuru yapılır ve akabinde dava açılışıyla süreç devam eder. Başvurunun hatalı olması veya sürecin hatalı yürütülmesi sonucunda kazazede yargılama giderleri ve vekalet ücreti ödemek zorunda kalabilir. Bu sebeple başvuruların ve süreçte yapılacak işlemlerin değer kaybı zararı konusunda çalışan avukatlar tarafından yapılmasını tavsiye ederiz.

Araç Değer Kaybı Hesaplama Formu

Araç değer kaybı zararını hesaplamak için bu yazımızda yer alan formu doldurabilirsiniz.

Değer Kaybı Tazminatından Başka Tazminat Alınabilir mi?

Trafik kazası dolayısıyla kazanın durumuna göre birden fazla tazminat alınabilmektedir. Maddi hasarlı kazalarda değer kaybı zararı, aracın tamirde kaldığı süre için araç mahrumiyet zararı ve ticari araçlar için kazanç kaybı zararı talep edilebilmektedir. Değer kaybı zararı hesaplama ve araç mahrumiyet zararlarına ilişkin yazımıza buradan okuyabilirsiniz.

Ölümlü veya yaralanmalı kazalarda ise, kaza zedeler bedensel bütünlüğün bozulması ya da hak sahiplerince ölenin desteğinden yoksun kalmaları nedenine bağlı maddi ve manevi tazminat davaları açabilmektedir. Bu konudaki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz.

Değer kaybı zararıyla ilgili daha fazla bilgi edinmek için ana yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

 

The post FİAT EGEA DEĞER KAYBI appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
EŞ DURUMU TAYİN https://www.selcukluhukuk.com/es-durumu-tayin/ Sat, 09 Nov 2024 07:45:54 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2726 EŞ DURUMU TAYİN ŞARTLARI NELERDİR? Eş durumu tayin, kamu sektöründe çalışan memurların eşlerinin, aile birliğini korumak amacıyla görev yerlerine tayin edilmesini sağlayan bir uygulamadır. Bu tayin, eşlerden birinin farklı bir ile atanması durumunda, diğer eşin de aynı ile atanmasını mümkün kılar. Eş durumu tayini, aile huzurunu korumak adına önem taşır ve belirli yasal şartlara bağlıdır. [...]

The post EŞ DURUMU TAYİN appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

EŞ DURUMU TAYİN ŞARTLARI NELERDİR?

Eş durumu tayin, kamu sektöründe çalışan memurların eşlerinin, aile birliğini korumak amacıyla görev yerlerine tayin edilmesini sağlayan bir uygulamadır. Bu tayin, eşlerden birinin farklı bir ile atanması durumunda, diğer eşin de aynı ile atanmasını mümkün kılar. Eş durumu tayini, aile huzurunu korumak adına önem taşır ve belirli yasal şartlara bağlıdır.

Mevzuat olarak, Anayasa’nın 41. maddesi, ailenin korunması ve refahı için Devletin gerekli tedbirleri alması gerektiğini belirtir. Aynı şekilde, Devlet Memurları Kanunu’nun 72. maddesi de bu konuda gerekli düzenlemeleri içerir. Memurlar arasında aile birliğini sağlamak amacıyla, uygun durumda olan eşin aynı yerde görevlendirilmesi mümkündür veya belirli şartlar dahilinde izin verilebilir. Ayrıca, her bir meslek grubuna ilişkin olarak Bakanlıklar tarafından yayımlanan “atama ve yer değiştirme” yönetmelikleri de önemlidir.

Eş durumu nedeniyle tayin istemek isteyen memurların uyması gereken bazı şartlar vardır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72. maddesi, bu şartları sıralamaktadır. Buna göre, eş durumu tayini yapılabilmesi için:

Yeniden veya yer değiştirme suretiyle yapılacak atamalarda; aile birimini muhafaza etmek bakımından kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanarak memur olan diğer eşin de isteği halinde ataması, atamaya tabi tutulan memurun atandığı yere 74 ve 76 ncı maddelerde belirtilen esaslar çerçevesinde yapılır.

Bu şartlar sağlandığında, aile birliğini korumak ve iş-aile dengesini sağlamak amacıyla idare, memurların eş durumu tayin taleplerini kabul edebilmektedir.

Aynı zamanda Devlet Memurları Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelikte ‘Eş Durumu Tayini’ başlığı yer almamaktadır; ancak bu konu Aile Birliği Mazeretine Bağlı Yer Değişiklikleri başlığı altında 14. maddede düzenlenmiştir.

Aile birliği nedeniyle yer değişikliği talep eden memurun tayini şu durumlarda yapılabilir:

  1. a) Kamu personeli olan eşin, kendi kurumunda yer değişikliği imkânı yoksa veya zorunlu yer değişikliğine tabi bir görevdeyse, memur eşinin bulunduğu yere atanabilir.
  2. b) Eşler aynı kurumda çalışıyorsa, kurumun daha fazla hizmet ihtiyacı olan yere tayin yapılır.
  3. c) Eşler farklı kurumlardaysa, her iki kurumun ihtiyaç duyduğu yere atanmak üzere kurumlar arasında koordinasyon sağlanır.
  4. d) Kamu personeli olmayan eşin son iki yılda 360 gün sigorta primi ödeyerek çalıştığı ve halen çalışmaya devam ettiği yer, tayin yeri olarak kabul edilir.
  5. e) Milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan eşin bulunduğu yere tayin yapılabilir.

Memur, eşinin çalıştığını veya yukarıdaki şartlara uyduğunu gösteren belgeleri kuruma sunmalı ve evlilik durumunu kanıtlayan belgeleri başvuruya eklemelidir.

Ayrıca, sağlık personeli için bu maddede belirtilenlerden farklı usul ve esaslar özel yönetmelikle belirlenebilir.

EŞ DURUMUNDAN TAYİN İÇİN NE KADAR PRİM ÖDEMEK GEREKMEKTEDİR?

Eş durumu tayin hakkından yararlanmak için eskiden eşin de memur olması şartı vardı. Ancak, bu şart kaldırılmıştır; artık eşi memur olmayanlar da eş durumu tayin hakkından yararlanabiliyor. Bunun için, tayin talep edilen yerde eşin son iki yılda en az 360 gün sigorta primi ödemiş olması yeterlidir.

Bu düzenlemelerle aile birliğini koruma amaçlanmıştır. Tayini çıkan kişinin eşi SSK’lı çalışansa veya kendi işini yapıyorsa, yine eş durumu tayin talebinde bulunabilir. Önceden üç yıl kesintisiz çalışma şartı aranıyordu, ancak bu da kaldırılmıştır. İki eş aynı kurumda çalışıyorsa, hizmet ihtiyacı olan yere birlikte atanırlar. Farklı kurumlarda çalışmaları durumunda, kurumlar arasında iletişim sağlanarak her iki kurumun da ihtiyacı olan yere atama yapılır.

EŞ DURUMU TAYİNİ İÇİN KAÇ YIL SİGORTA GEREKİR?

Eşi memur olmayanlar da eş durumu tayin hakkından yararlanabiliyor. Bunun için, tayin talep edilen yerde eşin son iki yılda en az 360 gün sigorta primi ödemiş olması yeterlidir. Bunun için, memur olmayan eşin statüsüne göre vergi levhası, SGK dökümü, ticaret odası belgeleri sunulması gerekmektedir.

1 YIL DOLMADAN EŞ DURUMU TAYİNİ OLUR MU?

Eş durumu tayininde, evlilik süresine dair bir şart yoktur. Tayin talebinde bulunabilmek için eşler arasında resmi nikah olması yeterlidir.

EŞ DURUMUNDA PUAN ÖNEMLİ Mİ?

Eş durumundan tayinde hizmet puanı şartı doğrudan aranmamaktadır. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ya da “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Mensupları Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği”’nde eş durumu nedeniyle (ya da genel olarak mazeret nedeniyle) tayine bağlı olarak hizmet puanına ilişkin bir husus yer almamaktadır. Fakat bazı meslek grupları açısından hizmet puanı, eş durumu tayini açısından değerlendirmeye katılmaktadır. Örneğin öğretmenlerin durumu böyledir. Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin “Mazeret durumu nedeniyle yer değiştirmesi yapılamayanların aylıksız izinleri” başlığı altında 57. Maddesinde aile birliği mazereti nedeniyle öğretmenlerin eş durumundan tayini nedeniyle aylıksız izinli sayılma durumları açıklanmıştır.

“Hizmet puanı veya alanlarında norm kadro yetersizliği nedeniyle mazerete bağlı iller arasında yer değiştirme istekleri karşılanamayan öğretmenler, 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre istekte bulundukları yere atanmaya hak kazanıncaya kadar aylıksız izinli sayılmalarını isteyebilirler. Bu süre üç yıldan fazla olamaz. Bu durumda olanların aylıksız izin hakkından yararlandırılmaları için aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde kendilerine Bakanlıkça sunulan tercihlerin tamamını kullanmaları şartı aranır.”

SÖZLEŞMELİ PERSONEL EŞ DURUMU TAYİNİ

Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen kurallara göre, yıllık sözleşmelerle çalıştırılan kamu hizmeti görevlileridir ve işçi statüsünde değildir.

08/05/2020 tarihli Cumhurbaşkanı Kararına göre, sözleşmeli personelin kurumlar arası yer değişikliği yapılamaz. Ancak, kurum içinde eş durumu nedeniyle yer değişikliği belirli koşullarla mümkündür:

  • Çalıştığı birimde en az bir yıl görev yapmış olması,
  • Geçiş yapmak istediği birimde aynı unvana uygun boş bir pozisyon bulunması,
  • Kamu personeli olan eşin zorunlu olarak yer değişikliğine tabi bir görevde bulunması.

Sağlık Bakanlığı’nın yönergesine göre, eş durumu nedeniyle iller arası yer değişikliği için boş pozisyonlar her yıl ocak ve temmuzda ilan edilir ve kura ile yerleştirme yapılır. Bu talepte bulunabilmek için:

  • Bakanlığın o ilde boş pozisyon ilan etmesi,
  • Fiilen en az bir yıl çalışmış olması,
  • Eşinin zorunlu görev yer değişikliğine tabi veya stratejik bir görevde bulunması gerekmektedir.

YENİ ATANAN ÖĞRETMEN EŞ DURUMU TAYİNİ

Öğretmenin yeni atanması durumuna ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin “Mazeret ve Engellilik Durumuna Bağlı Yer Değiştirme” başlıklı 49. Maddesine göre adaylık süresi devam eden öğretmenler, yeni atanmış öğretmenler aile birliği mazeretiyle tayin isteğinde bulunamaz.

ÖĞRETMEN EŞ DURUMU KAÇ YILDIR?

Zorunlu Çalışma Yükümlülüğünün Ertelenmesi başlıklı 45. maddede ise, aile birliği veya sağlık gerekçesiyle tayin talep eden öğretmenlerin, geçerli belge sunmaları halinde zorunlu hizmetlerinin bir sonraki tayin dönemine kadar ertelenebileceği belirtilmiştir. Başka bir ifadeyle, mazeret devam ettiği sürece, zorunlu hizmet de ertelenmektedir.

Mazeret ve Engellilik Durumuna Bağlı Yer Değiştirme başlıklı 49. maddede yer aldığı üzere eğer her iki eş de öğretmense ve tayin istenen yerde öğretmen ihtiyacı yoksa, her ikisi de ihtiyaç olan bir yere atanabilir. Bu hüküm kamu otoritesine önemli bir takdir yetkisi tanımaktadır.

Eşi geçici görevlendirme ile başka bir yerde bulunan öğretmenler, bu yere aile birliği mazeretiyle tayin talep edemez.

Bu tür tayinler yarıyıl veya yaz tatillerinde yapılır.

İsteğe Bağlı Yer Değiştirme başlıklı 52. maddede, sağlık veya aile birliği nedeniyle zorunlu hizmeti ertelenen öğretmenlerin, bulundukları kurumda en az üç yıl çalışmaları koşuluyla il içi tayin isteyebileceği belirtilmiştir.

EŞİ MEMUR OLMAYANLAR TAYİN İSTEYEBİLİR Mİ?

Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Yönetmeliği’ne göre, artık kamu personeli olmayan eşin bulunduğu yere de tayin talebi yapılabilmektedir. Bunun için, talep edilen yerde, eşin son iki yıl içinde, tayin talep edilen yerde, en az 360 gün sosyal güvenlik primi ödemiş olması ve hala çalışıyor olması gerekiyor. Bu şartları sağlayan memurlar, eşlerinin bulunduğu yere atanabilmektedir.

EŞİ ÖZEL SEKTÖRDE ÇALIŞAN ÖĞRETMEN EŞ DURUMU TAYİNİ?

Millî Eğitim Bakanlığı’nın Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 49. Maddesine göre, eşi isteğe bağlı sigortalı olan öğretmenler aile birliği mazeretiyle tayin isteğinde bulunamaz. Bu hüküm, eşi kamu görevlisi olmayan ve isteğe bağlı sigortalı olan öğretmenlerin eş durumu dolayısıyla tayin isteme hakkına sahip olmadığını göstermektedir.

İsteğe bağlı sigortalılık, Türkiye’de ve Türkiye’de ikamet etmekte iken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış olan ülkelerdeki Türk vatandaşlarından:

  • 18 yaşını dolduran,
  • 5510 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigorta kapsamında olmayı gerektirecek şekilde çalışmayan,
  • Sigortalı olarak çalışmakla birlikte ay içerisinde otuz günden az çalışan ya da tam gün çalışmayan,
  • Kendi sigortalılıkları nedeniyle Türkiye’de bu kanuna göre malullük veya yaşlılık aylığı almayan,
  • İsteğe bağlı sigorta talep dilekçesiyle Kuruma başvuruda bulunanlar,

isteğe bağlı sigortalı olmaya hak kazanır.

Çalışma statüsü bunun dışında olan özel sektör çalışanları bakımından, öğretmenin eş durumuna bağlı olarak talep edeceği tayin, genel kural işletilecektir.

 

POLİS EŞ DURUMU TAYİNİ

Emniyet Hizmetleri Sınıfı Mensupları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ne göre Emniyet Teşkilatı’nda çalışan eşlerden biri, ihtiyaç durumuna göre uygun görülürse, diğer eşin bulunduğu yere atanabilir.

Eşi emniyet mensubu olmayanlar da, kurumlar arası koordinasyonla ve hizmet gereklilikleri uygun olduğu takdirde, eşlerinin görev yaptığı yere atanabilirler.

Bu kapsamda yapılan yer değişiklikleri, ikinci bölgedeki hizmet yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

DİYANET PERSONELİ BAKIMINDAN EŞ DURUMU TAYİNİ

Diyanet İşleri Başkanlığı Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği uyarınca :

1) Kamu personeli olan eşinin, kurum içi yer değiştirme suretiyle atanma imkanının olmaması veya mevzuatı uyarınca eşin zorunlu yer değiştirmeye tabi tutulan bir görevde bulunması durumunda bu kapsamdaki eşin bulunduğu yere, atanması suretiyle yapılabilir.

2) Eşlerin her ikisinin de Başkanlıkta çalışıyor olması halinde, Başkanlığın daha fazla hizmet ihtiyacı duyduğu yere, atanması suretiyle yapılabilir.

3) Eşlerin farklı kurumda çalışıyor olması halinde kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanmak suretiyle her iki kurumun da öncelikli hizmet ihtiyacının bulunduğu yere, atanması suretiyle yapılabilir.

4) Kamu personeli olmayan eşinin, talep edilen yerde kesintisiz son üç yıl sosyal güvenlik primi ödemek suretiyle kendi adına veya bir hizmet akdi ile işverene bağlı olarak çalışmış ve halen çalışıyor olması halinde bu durumda olan eşin bulunduğu yere, atanması suretiyle yapılabilir.

5) Milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan eşlerinin bulunduğu yere, atanması suretiyle yapılabilir.

6) Aile birliği mazeretine dayanarak yer değiştirme isteğinde bulunan memur, eşinin kamu kurum ve kuruluşlarında kamu personeli olarak çalıştığına veya atanmayı talep ettiği yerde eşinin kesintisiz son üç yıl sosyal güvenlik primi ödemek suretiyle kendi adına veya bir hizmet akdi ile işverene bağlı olarak halen çalıştığına ya da (b) bendinin (5) numaralı alt bendinde sayılan görevlerde bulunduğuna ilişkin belgeyi kurumuna ibraz etmekle yükümlüdür. Ayrıca yer değiştirme başvurusuna, evlilik durumunu kanıtlayan belgenin de eklenmesi gerekir.

7) Müftü, müftü yardımcısı ve şube müdürlerinin aile birliği mazereti sebebiyle nakil isteğinde bulunabilmeleri için eşlerinin aynı seviyede veya daha üst bir görevde bulunmaları gerekir.” Şartlarını taşıyan Diyanet personeli aile mazeretine dayalı tayin  talebinde bulunabilir.

KADROLU HEMŞİRE EŞ DURUMU TAYİNİ

Kadrolu hemşirelerin eş durumu nedeniyle atanması Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’ne göre yapılır. Yönetmeliğin 20. maddesi, uyarınca:

(1) Eşlerin ikisinin de (Değişik ibare:RG-2/3/2018-30348) Bakanlıkta kamu personeli olması hâlinde;

  1. a) Astlık üstlük sıralaması esas alınarak astın görev yeri üste bağlı olarak değiştirilir. (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Üstlük astlık sıralaması; Bakanlık merkez teşkilatı kadroları, il ve ilçe sağlık müdürü, başkan, başhekim, eğitim görevlisi, başasistan, yan dal uzmanları, uzman tabipler, uzman diş tabipleri, tabipler, diş tabipleri, eczacı ve diğer sağlık personeli şeklindedir.
  2. b) (Değişik:RG-2/3/2018-30348)  Her iki eşin birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alması halinde aile birliğinin D veya C hizmet grubu bir ilde sağlanması esastır. D veya C hizmet grubunda aile birliğinin sağlanamaması halinde; her iki eşin unvan ve branşında eşlerinin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Doluluk oranlarının da eşit olması halinde; aynı hizmet bölgesinde görev yapan eşlerden yer değiştirme talebinde bulunanın, farklı hizmet bölgelerinde görev yapan eşlerden ise üst hizmet bölgesinde görev yapan personelin görev yeri değiştirilir. Ancak birinci fıkranın (a) bendindeki aynı sıralama grubunda yer alanlardan, üst hizmet bölgelerinden 2, 3, 4 ve 5 inci hizmet bölgelerine atama taleplerinde hizmet grubu şartı, üst hizmet bölgelerinden 6 ncı hizmet bölgesine atama taleplerinde ise astlık, üstlük ve hizmet grubu şartı aranmaz.
  3. c) 16 ncı maddenin ikinci fıkrası ile 19, 21 (Değişik ibare:RG-9/2/2019-30681) , 24 ve 31/A maddelerine göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde D veya C hizmet grubu şartı aranmaz. (Değişik cümle:RG-16/1/2020-31010) Bu Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre atanan personelin eşinin görev yeri değişikliği talebinde, eşinin atanma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde, PDC’nin uygun olması halinde astlık üstlük sıralaması ile D veya C hizmet grubu şartı aranmaz.

ç) Eşleri, kadrosunun bulunduğu il dışında herhangi bir aile hekimi pozisyonunda görev yapanların yer değişikliği talepleri bu fıkra ile ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

  1. d) (Ek:RG-16/1/2020-31010) Eşleri Bakanlık kadrosunda sağlık ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı dışında olanların yer değişikliği talebinde bulunması halinde eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubu olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde her iki eşin unvan ve branşında eşlerin görev yaptığı ilin doluluk oranı az olan ilde aile birliği sağlanır. Bu bentteki hüküm stratejik personel için uygulanmaz.

(2)  Eşlerin farklı kamu kurum ve kuruluşlarında kamu personeli olarak çalışması halinde;

  1. a) Varsa eşinin kurumuyla yapılan protokol hükümleri uygulanır.
  2. b) Eşleri, mevzuatı uyarınca zorunlu yer değiştirmeye tâbi olarak mülki idare amirliği, milli istihbarat, emniyet hizmetleri sınıflarından birinde görev yapanlar ile hâkim, savcı veya Türk Silahlı Kuvvetlerinde subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya uzman er olarak görev yapan personelin eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır.
  3. c) Yer değişikliği talebinde bulunan personelin eşinin görev yaptığı yerin kendi unvan ve branşında C veya D hizmet grubunda olması halinde eşinin görev yaptığı yere ataması yapılır. Aksi halde ilgili kurumla koordinasyon sağlanır. (Değişik cümle:RG-9/2/2019-30681) Atama talebinde bulunan personelin bulunduğu yerde, eşinin görev yaptığı kurumun teşkilatının bulunmaması, kadro veya mevzuatı açısından aile birliği mazeretine dayalı atanma imkânının olmaması halinde aile birliği sağlanır; ancak bu bendin birinci cümlesi stratejik personel için uygulanmaz.

ç) Eşi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında kurulan üniversitelerde öğretim üyesi olanların ataması eşinin görev yaptığı yere yapılır.(1)(5)

(3) Eşi, tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık mevzuatına göre uzmanlık veya yan dal uzmanlık eğitimi görmekte olanların yer değiştirme taleplerinde aslık üstlük, bölge ve hizmet grubu şartı aranmaz. Ancak, başvuru tarihi itibariyle eşinin kalan uzmanlık eğitim süresinin altı aydan fazla olması zorunludur.

(4) Personelin, milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan eşlerinin bulunduğu yere yer değiştirme suretiyle ataması yapılabilir.

(5) (Değişik:RG-30/9/2016-29843) Kamu görevlisi olmayan eşinin, atanma talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son dört yıl içinde 720 gün sosyal güvenlik primi ödemek suretiyle kendi adına veya bir hizmet akdi ile işverene bağlı olarak çalışmış ve halen çalışıyor olması halinde, personelin yer değişikliği suretiyle ataması yapılır. Kendi adına çalışanlardan borçlarını yapılandıranlar ile atama talep edilen yer dışında sosyal güvenlik primleri ödenenlerden, atama talep edilen yerde iş yerinin faaliyette olduğunu ve bu işyerinde en az 720 gün çalıştığını belgelendirenlerin talepleri de değerlendirmeye alınır. (Ek cümle:RG-3/6/2017-30085) (Değişik cümle:RG-2/3/2018-30348) Ancak, sosyal güvenlik prim ödeme gün sayısı stratejik personel bakımından (Ek ibare:RG-16/1/2020-31010) son beş yıl içerisinde iki katı olarak uygulanır ve Devlet hizmeti yükümlülüğü süresince bu fıkra hükmü uygulanmaz. Bu fıkra kapsamında talepleri uygun görülen stratejik personelin ayrılış işlemleri, üç ayı geçmemek üzere yerine atanan personelin görevine başlamasına müteakip yapılır.

 

EŞ DURUMU TAYİNİ NE KADAR SÜREDE BELLİ OLUR?

Eş durumundan tayin konusunda yazılan dilekçeye idarenin ne sürede cevap vereceği iş yoğunluğuna göre değişmektedir.  Ancak her halükârda idarenin 30 gün içerisinde söz konusu dilekçeye olumlu ya da olumsuz anlamda geri dönüş yapması gerekmektedir. Aksi durumda talebin reddedildiği kabul edilir.

EŞ DURUMU TAYİNİ ÇIKMAZSA NE OLUR?

İdarenin eş durumundan tayini kabul etmemesi ya da talebe 30 gün içerisinde cevap vermemesi durumunda, ilgilinin 60 gün içerisinde İdare Mahkemesi’nde bu karara karşı iptal davası açması gerekmektedir.

Davanın memurun görev yaptığı yerdeki idare mahkemesinde dava açılacaktır. İdare hukukunda diğer yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

The post EŞ DURUMU TAYİN appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>
İzale-i Şuyu Davasında Satışı Engellemek Mümkün Müdür? https://www.selcukluhukuk.com/izale-i-suyu-davasinda-satisi-engellemek-mumkun-mudur/ Wed, 30 Oct 2024 12:51:05 +0000 https://www.selcukluhukuk.com/?p=2706 İzale-i şuyu davasında satışı engellemek mümkün müdür sorusunun cevaplamak için öncelikle izale-i şuyu konusunun anlaşılması gereklidir. Bu kapsamda ortaklığın giderilmesi davası, Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre ortak mülkiyete konu olan taşınmaz veya taşınır mallar üzerindeki ortaklığın sona erdirilmesi amacıyla açılan bir dava türü olarak nitelendirilebilir. Ortak mülkiyet genellikle miras yoluyla veya başka hukuki süreçlerle oluşur. [...]

The post İzale-i Şuyu Davasında Satışı Engellemek Mümkün Müdür? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>

İzale-i şuyu davasında satışı engellemek mümkün müdür sorusunun cevaplamak için öncelikle izale-i şuyu konusunun anlaşılması gereklidir. Bu kapsamda ortaklığın giderilmesi davası, Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre ortak mülkiyete konu olan taşınmaz veya taşınır mallar üzerindeki ortaklığın sona erdirilmesi amacıyla açılan bir dava türü olarak nitelendirilebilir. Ortak mülkiyet genellikle miras yoluyla veya başka hukuki süreçlerle oluşur. Paydaşlardan birinin veya birden fazlasının talebi üzerine, mahkeme kararıyla ortaklık sona erdirilerek her paydaşın mal üzerindeki payı ayrıştırılır. İşte ortaklığın giderilmesi davasıyla ilgili detaylı bilgiler:

İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir?

Ortaklığın giderilmesi davası, taraflar arasında mevcut olan paylı mülkiyetin sona erdirilmesi ve malın paylaşılması için açılır.

Bu davanın kanuni dayanağı olan TMK’nın 698. maddesinde;

Hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Buna göre paydaşlardan herhangi birinin ortak mülkiyetin devamını istememesi durumunda ortaklık  konusu malın paylaştırılmasını dava yoluyla isteyebilir. Mahkeme, bu durumda ortak malın durumuna göre ya aynen taksim (fiili bölme) ya da satış yoluyla taksim (satış) yaparak ortaklığı sona erdirir. Ortaklık malı bölünebilir özellikte olması halinde aynen taksim yapılabilir, ancak bu mümkün değilse satılarak geliri paydaşlara dağıtılır.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Kimlere Karşı Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davası, taşınmaz veya taşınır mal üzerinde hak sahibi olan diğer paydaşlara karşı açılır. Davayı açan paydaş, diğer tüm hissedarları davalı olarak göstermek zorundadır. Tüm paydaşların davada taraf olması, taşınmaz üzerindeki ortaklığın tam anlamıyla kaldırılabilmesi için zorunludur. Tüm paydaşlar davaya dahil edilmeden dava görülemez, aksi halde davanın usulden reddedilir.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Hangi Mahkemede Açılır?

Ortaklığın giderilmesi davalarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesidir. Taşınmaz davalarında yetki açısından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi zorunlu yetkili olup başka bir yerde dava açılamaz.

Mahkeme Harç ve Giderleri

Ortaklığın giderilmesi davasında mahkemeye başvuru sırasında harç ödenir ve bu harç miktarı, davaya konu olan malın değeri üzerinden hesaplanır. Mahkeme sürecinde bilirkişi incelemesi, keşif giderleri ve satış masrafları gibi ek giderler de davacıdan alınır. Bu miktarlar her yıl güncellenmektedir. Bilirkişi ve keşif ücretlerinin takdirinde ayrıca paylaşılmak istenen taşınmaz malın sayısı, coğrafi konumu, mahkeme hakiminin insiyatifi de etkilidir.  Mahkeme masrafları ve yargılama giderleri satış sonunda tarafların hisseleri oranında paylaştırılmaktadır.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Zorunlu Arabuluculuk

7445 sayılı Kanun m.37 ile Arabuluculuk Kanunu’na (HUAK) eklenen m.18/B’nin getirdiği en büyük yeniliklerden biri, taşınır ve taşınmaz malların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesiyle ilgili ihtilaflarda dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmasının dava şartı olmasıdır. Taşınır ve taşınmaz malların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda arabuluculuğun dava şartı olması, yalnızca arabuluculuğa başvuru açısından bir zorunluluktur. Arabuluculuk sürecini sürdürme, süreçten vazgeçme, süreci sonlandırma, anlaşmama halinde yeniden arabuluculuğa başvurma veya dava yoluna gitme hususlarında iradilik ilkesi geçerlidir.

Ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıkların arabuluculuk yöntemiyle çözümü, tarafları iktisaden avantajlı bir konuma getirebilir. Ayrıca uyuşmazlık, arabuluculuk yönteminde daha hızlı çözüme kavuşabilecektir. Arabuluculuk yoluna başvurulduğunda, karşılıklı iletişim kurularak tarafların ortak arzusuna en uygun çözüm bulunabilir, mallar icra yoluyla satılmaksızın aile içinde kalabilir. Ortaklığın giderilmesine dair uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözüme kavuşturulmasında, taraflar pek çok konuyu aydınlığa kavuşturabilirler. Böylece toplumsal barışa katkı sağlanmış olur. (https://dergipark.org.tr/tr/pub/inuhfd/issue/78859/1377452)

Ortaklığın Giderilmesi Davası Süreye Tabi Midir?

Bu davalar, süreye tabi bir dava değildir. Ortaklığın giderilmesi talebi, paydaşların mülkiyet hakkı süresiz olduğu için herhangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir. Ancak, taraflar paylaşma isteme hakkını, hukuki bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Böyle bir durumda ise sözleşilen süre boyunca dava açılmaz.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Ne Kadar Masraf Çıkar?

Bu davanın masrafları, taşınmazın veya taşınırın değerine, bilirkişi raporu ve keşif gerekliliğine göre değişiklik gösterir. Başlangıçta ödenmesi gereken harç, dava değerine bağlı olarak belirlenir ve ek olarak bilirkişi incelemesi, keşif masrafları ve satış masrafları ödenir. Özellikle taşınmazın kıymet takdir raporları, davanın toplam maliyetini artıran unsurlar arasında yer alır.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Paylaşım Nasıl Yapılır?

Mahkeme, mümkünse taşınmazın aynen taksim edilerek paylaştırılmasını tercih eder. Eğer taşınmaz veya taşınır mal aynen bölünemeyecek durumda ise satış yapılır ve elde edilen gelir hisse oranında paydaşlara dağıtılır. Aynen taksim, malın özelliklerine göre mümkün değilse mahkeme, taşınmazın satılması ve satış bedelinin paylaşılması yönünde karar verir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Satış Nasıl Yapılır?

Satış, mahkemenin atayacağı satış memurluğu tarafından açık artırma usulüyle yapılır. Açık artırma, paydaşların kendi aralarında anlaşarak alım yapmaları dışında, tüm hak sahiplerine eşit şekilde sunulur. Bu satış usulü, taşınmaz veya taşınırın gerçek değerinde alıcı bulması ve paydaşların zarar etmemesi için düzenlenmiştir. Ancak satış işlemi, belirlenen mal değerinin yarısından ihaleye sunulur. İhale katılımcılarının ileri süreceği peylere göre ihale bedeli kimi zaman taşınmaz değerinin altında kalsa da bazı durumlarda taşınmaz değerinin üzerinde de olabilmektedir. Bu durumu kontrol altında tutabilmek için satış öncesinde doğru strateji belirlenmesi oldukça önemlidir.

Mülkiyet Konusunda İhtilafın Bulunması Durumunda Ne Yapılır?

Taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kesinleşmemesi halinde, ortaklığın giderilmesi davası, bekletici mesele yapılır. Mahkeme, mülkiyet ihtilafının çözülmesini bekler ve bu süreç tamamlandığında ortaklığın giderilmesi davasına devam eder.

Ortaklığın Giderilmesinin İstenemeyeceği Durumlar

TMK’nın 698. maddesine göre, taraflar arasında yapılan özel anlaşmalarla ortaklığın giderilmesi ertelenebilir. Ayrıca taraflar arasında paylaşma sözleşmesi yapılmışsa ortaklığın giderilmesi davası açılamaz. Bunun dışında daha önce açılmış mahkeme kararı, Kat Mülkiyeti Kanunu, Gecekondu Kanunu, Kamulaştırma Kanunu, gibi bazı özel durumların varlığı halinde de paylaşma davası açılamaz. Bu durumun her somut olaya göre ayrı ayrı tespit edilmesi gereklidir. Dava açılmasına engel bir duruma rağmen dava açılırsa mahkeme ortaklığın giderilmesi talebini reddedebilir.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Ne Kadar Sürer?

Davanın süresi, taşınmazın veya taşınırın değerine, taraflar arasındaki uyuşmazlık düzeyine ve mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak değişir. Genel olarak bu davalar, 1-2 yıl arasında sonuçlanabilir, ancak bu süreç tarafların sayısı ve tutumuna göre uzayabilir.

İzale-i Şuyu Davasında Hissesini Satmak İstemeyen Ortak Ne Yapabilir?

Hissesini satmak istemeyen ortak, diğer paydaşların hisselerini satın almayı teklif edebilir. Eğer bu teklif kabul edilirse, dava yoluyla satışa gerek kalmaz. Bunun dışında ihaleye katılarak malın tamamını satın alma yoluna da gidilebilir. Ya da davanın açılmasına engel olabileceği hukuki bir durumu var ise bunu ileri sürebilir. Bu durumla ilgili hukuki destek alınması ve mevcut olaya göre teşhis yaparak ilerlemek daha doğru olacaktır.

İzale-i Şuyu Davasında Satışı Engellemek Mümkün Müdür?

Yukarıda anlatıldığı üzere dava açılmasını engellemek için belli şartların varlığı aranır. Eğer dava açılmasını engellemek mümkün değilse, satış aşamasına geçilmesini uzatmak veya sair hakların kullanılması için tüm süreci tahkik edilmesi ve ortaya çıkan duruma göre hareket etmek gereklidir. Satış aşamasında usulsüz var ise satışın iptali mümkündür.

İzale-i Şuyu Davasında Payını Satmak İstemeyenler İçin Alternatif Çözümler

Satış sırasında ihaleye katılarak hissenizi koruma hakkınız bulunmaktadır. Paydaşlar arasında anlaşmaya varılması halinde mahkeme sürecine gerek kalmaksızın ortaklık sona erdirilebilir. Bu tür anlaşmalar, hukuki süreçleri kısaltır ve masrafları azaltır.

Yazı içeriğinde izah edildiği üzere payını satmak istemeyenlerin, çeşitli yollarla alternatifler üretmesi mümkün olabilir. Ancak bunun tespit edilebilmesi için tarafların durumu, paylaşılmak istenen malın durumu, ortaklık yapısı gibi bir çok konunun tetkik edilmesi ve sonuca göre çözüm bulunması gereklidir.

 

Gayrimenkul hukukuyla ilgili diğer yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

The post İzale-i Şuyu Davasında Satışı Engellemek Mümkün Müdür? appeared first on Selçuklu Hukuk Bürosu.

]]>